|
DAR
KAPI
Günümüzde
insanların elbiseleri, otomobilleri ve evleri,
kendilerinden daha çok dikkatleri çekiyor. Paranın ve
bilinmezliğin peşinde bir koşu var. Bu
yarışta yorgun düşenler, uykusuz kalanlar,
hastalananlar ve ölenler ise, hiç fark edilmiyor.
Çağ dans partileri, eğlenceler ve çılgınlıklarla
doyuma ulaşamayan bir topluluğun yanı başından
süratle geçip gidiyor.
Patrick eşiyle böyle bir zamanda hayatlarına düşen
gölgelerin; kıvrılan, değişime uğrayan
ilişkilerin, göstermelik çizgilerin izindeydi. Geçmişten
beri kendilerini etkileyen bazı şeylerin varlığını
hissediyorlar, fakat, ne yazık ki onların
kaynağına inemiyorlardı. Bunu aşmak için
kitaplar okuyorlar ve duygularında düğümlenen
soruları cevaplandırmaya çalışıyorlardı.
Son okudukları kitaplardan biri de İncil’di.
Anlamadıkları alanlarda gezinirken oradaki görüntüler
onları tanrıtanımazlığa itiyordu. Bir
arayış içerisinde her şeye katlanma
kararlılığıyla içindekileri çözmek
için bulundukları yerden bir müddet de olsa uzaklaşmak
istiyorlardı .
Bu yüzden yaşadıkları kent Paris’ten
oto-stop yaparak yola koyuldular. Çileli bir yolculuktan
sonra, kendilerine Hıristiyan tasavvufunun cevap
vermediğini düşündüren, hayranlık
duydukları İstanbul’a geldiler. Oradan da zaman
kaybetmeden Samsun’a hareket ettiler.
Samsun onlar için kararlaştırdıkları
yolculuğun ilk basamağıydı. Buradan
Erzurum’a, oradan da İran üzerinden Hindistan’a
gideceklerdi. Aradıklarına ulaşmak için
Budizm’in havasını solumak istiyorlardı.
Samsun’a geldikleri sırada Patrick ve eşinin
tek gayesi Hazret-i İsa’nın makamındaki
bir şahsı bulmaktı. İlk anda 50 TL
aylıkla kiraladıkları bir eve yerleştiler.
Yeni mahallede kaportacılar çarşısında
buldukları bu ev ve çevresi iyi sayılmazdı.
Ama onlar için hırsızlık yapanlarla, esrar
kullananlarla, içki içenlerle yaşamak zor değildi.
Patrick ve eşinin bir hippi olarak şehrin
iç kısımlarında kabul görmeleri de mümkün
değildi. Bulundukları çevrede kötü tanınan
bu insanlar aslında çok iyi niyetli kişilerdi.
Serbest ve hoşgörü sahibiydiler.
Patrick o günlerde kirada kaldıkları evde bir rüya
görmüştü. İri yarı, cüppeli ve
sakallı bir şahsın kendisiyle konuştuğunu
söyleyerek rüyasını anlatmaya koyuldu :
- Bana bakıyordu bu şahıs. Ben onun yüzüne
bakamıyordum. Karşısında kendimi suçlu
hisseder gibiydim. Yüzü pırıl pırıldı...
Adeta ışık gibi etkileyiciydi. Birden ağlamaya
başladım.
O bunları anlatırken gözyaşları içerisinde
o anı tekrar yaşıyordu sanki...
- Bana iyice yaklaştı. “Sen gerçeği arıyorsun...
Aradığın her şey burada! Küçük
dar kapı Türkiye’de...” dedi. Bu rüya ile o gece
yataktan fırladım. Eşime, gördüğüm rüyayı
hiç önemsemeyerek anlattım. İkinci gün aynı
rüyayı görmüştüm. Aynı şahıs aynı
şekilde bana hitap etmişti. Biraz tuhaflaşmıştım.
Bu “dar kapı” İncil’de geçen bir konu olduğu
için, bu cüppeli kişi benimle, anlayacağım
şekilde, kendi dinimde geçen ifade ile konuşuyordu.
Zaten İslam kuralları dahilinde konuşmuş
olsaydı, hiçbir şey anlamayacaktım.
Patrick
kendisini etkileyen rüyalarını çevresindeki Türk
arkadaşlarına anlatmadan önce eşiyle yorumlar
yaptı. Üçüncü günü akşam şuuraltında
rüyalarını etkileyici olmaması için,
farklı konularla meşgul olmaya çalıştı.
Eşi, kocasının önceden hiç alışmadığı
bu rüyalarına bir anlam veremiyordu. Gece yarısıydı.
Kocasını yanında göremeyince yattığı
yerde birden doğruldu. Oldukça endişelenmişti.
Önce gözlerini oğuşturdu. Pencerelerden odalarına
düşen siyah gölgeler arasında onu aradı.
Sonra bir sandalye üzerinde oturmakta olduğunu gördü.
Oturduğu yerden :
- Patrick! sevgilim... Orada ne yapıyorsun? Yine
uyuyamadın mı yoksa?
Patrick karanlıkta ilerleyerek kapı kenarındaki
elektrik düğmesine dokundu. Aydınlanan oda içerisinde
yüzünü göstermemek istercesine
eşine yaklaştı. Ağlıyordu. Ve...”
üçüncü kez aynı rüyayı gördüğünü ve
aynı kişiyle görüştüğünü”
ifade ettikten sonra şunları anlattı:
- Ağlayarak uyandım! Rüyamdaki adam üç kez
benim dünyama girdi. Adeta her gün onunla buluştum!
Bana ısrarla söyledikleri, bizim arayışımıza
bir cevap niteliğindeydi. Sevgilim nihayet “dar
kapıyı” bulduk. “Dar kapı” Türkiye’de.
Buradan farklı bir dünyaya gireceğiz, diyerek
eşine sarıldı. Bu sırada hıçkırıklarını
tutamıyordu...
- Bunu yarın Türk arkadaşlara anlatmalıyız.
Onlar belki bize yardımcı olurlar.
Patrick, sabahleyin sarhoş arkadaşlarına olup
bitenleri anlattı. Ve :
- İslam’ı kabul etmek istiyoruz. Müslüman olmak
istiyoruz... Bize yardımcı olabilir misiniz?
Bunu duyan Türk arkadaşları :
- Memnuniyetle yardımcı oluruz. Yeter ki siz isteyin...
dediler.
Ve ayakta duramayacak kadar sarhoşlardı. Bu
durumlarıyla Patrick ve eşini müftülüğe
götürdüler. Hepsi o bölgede yıllarca hippilerle yaptıkları
dostluklardan dolayı birkaç dil biliyorlardı. Müftü,
onları kendi odasında kabul etti. Orada Patrick üç
günlük rüya serüvenini Fransızca anlattı.
Arkadaşları tercüme ederek aktardılar. Patrick
ve eşi için sade bir İslam’a giriş töreni
yapıldı.
Oradan ayrıldıktan birkaç gün sonra arkadaşları
aralarında para toplayarak Patrick’i sünnet ettirdiler.
Gerek müftülük gerekse çevreden bu durumları işiten
insanlar Patrick ve eşinin isteği üzerine onlara önce
Türkçe’yi sonra da İslam’ı öğretmeye
başladılar.
Samsun garajlarının bulunduğu bölgedeki susuz
ve elektriksiz evlerinde kaldıkları bir sırada
en çok kendilerine yardımcı olanlar arasında
“Katan” isimli otuz yaşlarında bir kaportacı,
karayollarında çalışan Osman, Samsun
Gazinosu’nda şarkıcılık yapan İsmet
gibi kişiler de vardı. Patrick :
- Bize yardımcı olan kişiler arasında Müslüman
olmalarına rağmen oruçlarını şarapla
açanlar dahi vardı. Yani İslam’ı iyi
bilmediklerini biz, bir
şeyler öğrendikten sonra anladık. İbrahim
Beyaz isimli imam hatip lisesi öğrencisi bir genç bize
çok yardımcı oldu. Önce şehrin içinde bir
eve taşınmamızı sağladı. Sonra
bize abdest almayı, namaz kılmayı ve
Kuran okumayı öğretti. Oradaki arkadaşlarım
bana Muhammet İsa ismini verdiler. On ay
sonra da çocuğumuz doğdu. Ona da Yahya ismini
verdik! Ve ekledi :
“Bakın şimdi güzel Türkçe konuşuyoruz ve
Kuran da okuyoruz! “
Bunları söylerken eşiyle beraber gözyaşlarını
tutamıyorlardı. (*)
(*) Bugün Paris Üniversitesi Türk ve Fas
Edebiyatı Bölümü mezunu da olan Muhammet İsa,
eşi ve çocuklarıyla Paris’te yaşamaktadır.
09.01.1990
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Dar
Kapı
Suçlar
vadisi
Sözlerimden
duman çıkıyor
Sen
ne biçim insansın?
Yorgun
değiliz biz türküler varken...
Gurbet
ve Tutkular
İçinizdeki
şehir
Küçüktüm
küçücüktüm
Yan
Kesit
Çağın
üzerindeki karanlıklar
Arayış
Hazır
mısınız çocuklar?
Varoluş
üçgeni
Öğretmenim
Acılar
karla kaplanırken
Savaş
Dansları
Karanlığa
savaşla yazılanlar
Gurbet
Çiçekleri
Çöpçü
kardeş
Kapar
kapılarını dostlarına
Ne
zaman başımı kaldırsam
İnsanları
tanımak istiyorum
Üzerimize
ağları ördüler
Yargılanışım
SAYFA
BASI
|