|
BİR DUYGU Üzeyir
Lokman ÇAYCI
|
|
|
uzeyir.cayci@wanadoo.fr
|

Şehirleşme
Geleceğe hazırlıklı mıyız?
Edirne’deki sel
felaketi ülkemizdeki politik manzaraların bir parçası olarak
karşımıza çıktı. Bugüne kadar geleceğe hazırlıklı olmama
gibi bir eksikliğin içerisinde kararlar alındı... Çevre
şartları ihmal edildi. Doğal afetlere karşı gerekli önlemler
alınmadı...
Zamanında
nehirlerimiz Paris’i besleyen Seine Nehri gibi elektrik
üreten barajlara dönüştürülerek birkaç kanala ayrılmış
olsalardı bugünkü felaketlerle karşılaşılmazdı.
Bulgaristan’ın
Türkiye’ye haber vermeden
baraj kapaklarını açması ise ülkemizdeki bugünkü iktidarın
komşu ülkeler tarafından önemsenmediğinin bir ifadesi...
Yani haberleşme kopukluğuna sebep olan bugünkü yönetimin
kendi politik duruşunu sorgulamasının gerekliliği ortaya
çıkıyor.
Ülke sorunlarının dışında kalmak
Bu sadece komşu
ülkelerle sınırlı değil... İçinde yaşadığımız Avrupa
ülkelerinin bakışı da farklı değil... Tavizler,
istikrarsızlık, rüşvet ve yolsuzluk söylentileri, kendi
vatandaşlarıyla ilişkileri kopuk bir yönetimle ortaya
konulan resimler iç açıcı değil. Kerkük’deki sorunlar,
Kıbrıs’daki gerginlik gibi bir yığın olumsuz gelişmelerin
sorumluluğunu üstlenmeme gibi bir başka görüntüyü ise zaman
belirginleştirecek.
Bütün bunları bir
kenara itip bugünkü yöneticiler çok başarılı bir çizgide
olduklarını söyleyerek kendi kendilerini boş yere
aldatmasınlar.
İstanbul’da bu
yöndeki ihmallerin başka şekilleriyle karşılaştık.
Almanya’nın herhangi bir şehrine yağmur yağsa en ufacık bir
su birikintisine rastlamanız mümkün değil. Ama aynı oranda
İstanbul’a yağmur yağsa her yer su altında kalıyor... İşte
bizim farkımız bu. Politikacılarımız başka şeylerle
uğraşıyorlar... Bu nedenle de gerçekler fark edilmiyor.
Boşluğa düşürülenler
Hani
ülkemizde demokrasi vardı? Birkaç kişi binlerce kişinin
yaşadığı bir bölge için hangi haklarla hiçbir bilimsel
araştırma yaptırmadan, bölgede yaşayanların görüşlerine
başvurmadan, insanlarımızın geleceğiyle ilgili kararlar
alabiliyorlar?
Bulunduğu yer
itibariyle Niğde Çimento Fabrikasının yıllardır çevreye ne
gibi zararlar verdiğini hiç araştıran yok. Yakınındaki
Kapalı Cezaevindeki kader mahkumlarının sağlık açısından ne
derece tehdit altında yaşadıkları da bilinmiyor.
İzmir'in
Kemalpaşa ilçesine bağlı Yiğitler köyü yakınlarında kurulan
çimento fabrikasının, bölgedeki tarım arazilerine zarar
vereceğini savunan köylülerin eylemi ise yine aynı
duyarlılıktan kaynaklanmaktadır
(04
Mart 2006).
İtalya'nın İzmir Konsolosu Michele Tommasi :
Manisa bizim yatırım şehrimiz olacak
Son günlerde aynı
şekilde Manisa Nifçayı Mevkii’nde Ak Ege Beton firması
tarafından bir çimento fabrikası kurulacağı ifade
edilmektedir (14.03.2006).
Manisa Valiliği
tarafından inşasına izin verildiği ifade edilen fabrikanın
gelecekte önemli ölçüde kiraz, şeftali ve üzüm üretiminin
yapıldığı geniş bir bölgeyi tehdit edeceği söylentileri
çevrede yayılmaktadır. Bu bağlamda kurulacağı söylenilen bu
çimento fabrikasının etki alanı olarak Halilbeyli,
Sinancılar, Sarılar, Bağyurdu, Yiğitler, Ören, Armutlu,
A.Kızılca, Y.Kızılca, Çambel, Bozköy, İğdecik, Karaoğlanlı
ve Sütçüler gibi çevredeki köyleri kapsayacağı da
düşünülmektedir.
İstanbul’la
ilgili müjdenin içeriği
Çok değerli Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR, 08.03.2006
tarihli yazısında “Güzel İstanbul’umuz şantiye alanı mı
olacak?” başlıklı yazısında gelecekle ilgili endişelerini
dile getirmektedir :
“İstanbul Büyük Şehir
Belediyesinin, Ocak – Şubat 2006 bülteni geldi. Gönderilen
bültenin 13. sayfasındaki Ulaşım Bölümünde, İstanbul’un
Avrupa yakasında 60.539 metre ve Anadolu yakasında da 7961
metre uzunluğunda olmak üzere toplam 32 adet tünel için
şimdilik 2 milyar dolar harcama yapılarak, İstanbul’un
Trafik sorunun çözüleceği müjdesi veriliyor.” diyor ve şu
soruları soruyor :
Bu
tünellerin İstanbul’umuzun trafiği için çözüm olarak ortaya
koyanların,
“Her
tünelin, yapım sonrası, trafik sorunun çözümüne olan katkı
analizinin ne olacağını bilip bilmedikleri?
Toplu taşıma seçeneğine karşı alternatif sayılıp
sayılamayacağını içeren bir kıyaslama çalışmasının yapılıp
yapılmadığı?”
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR : “Yanlış park politikası
sebebiyle günümüzde trafiğin %50’lik bir randımanla
çalıştığını, yollara gelişigüzel bırakılan araçlarla
konutlarda çıkan yangınlara itfaiye araçları ile müdahale
edilemediğini ve henüz bazı projeler tamamlanmadan yeni
projelere başlamanın ise gelecek açısından İstanbul’u
istenmeyen şartlara iteceğini” ifade etti.
Çukurlar
Ülkemizde sorumsuzluklardan biri de gelişigüzel yapılan yol
çalışmaları ve açılan çukurlar... Tabii ki bu çukurlardan
dolayı ortaya çıkan kazalara rağmen sorumsuzlukların daha
önce hiçbir şey olmamış gibi artarak devam etmesi...
“Avrupa’da bu tür çalışmalarda alınan tedbirler nasıl?”
Hiçbir yetkili bunu araştırmaya gerek duymuyor.
Olanlar ölenlere oluyor... Politik demeçlerin içinde
göremiyorsunuz akıtılan gözyaşlarını... Meclisten fark
edilmiyor acılar...
Şofben
ölümleri
Ülkemizde şofbenler sebebiyle ölen yüzlerce kişiyle ilgili
olarak şu ana kadar hangi önlemler alındı?
İnşaat ruhsatlarıyla birlikte şofben sistemleri için hangi
yönergeler ve kurallar yayınlandı. Ülkemizde üretilen
şofbenlerin dünya standartları bakımından diğerleriyle farkı
nedir?
Dr.
Gündüz TEZMEN’in 06 Aralık
2000 tarihli
Hürriyet
Gazetesi’nde şofbenlerle ilgili yaptığı açıklamalar aşağıda
yer almaktadır :
Şofben zehirlenmesi
HAVALARIN soğumaya başlamasıyla basınımızda ısıtma
araçlarından zehirlenmelerle ilgili haberlerin
yoğunlaştığını görüyoruz. Son günlerde bu yönde en yoğun
olarak, şofben kullanımı nedeniyle olan ölümleri görüyoruz.
Yıllardır devam eden, “şofbenden sızan gazdan zehirlendi”
şeklindeki haberler de bunlar arasında yer alıyor. Haberin
yaklaşımı bu şekilde yanlış olunca, uyarıcı etkisi ortadan
kalkıyor. Yıllardır sürüp giden bu ölümler devam ediyor ve
her olay gazete sayfalarında birkaç satır olarak kalıyor.
Öncelikle, tüp gaz
olarak adlandırılan LPG gazının zehirli olmadığını belirtmek
istiyorum. Eğer gaz sızması söz konusu olsaydı, zehirlenme
yerine, yangın ve büyük bir patlama olurdu.
Bazı olaylarda
gördüğünüz gibi, sızan gaz havayla karıştığı zaman, yanıcı
özellik kazanıyor. Bir elektrik düğmesinin açılması
sırasında oluşan minik kıvılcım bile, bu karışımın
patlamasına ve yanmasına neden olur. Hiçbir kıvılcım ve ateş
olmadan sızan gazın, her tarafı kapalı olan bir odayı
doldurması halinde, gaz havanın yerini alacağı için, bu
ortamdaki bir kişinin havasızlıktan ölmesine neden olacağı
düşünülse bile, gaza katılan özel koku, uykuda olan bir
kişiyi bile uyandırarak, bu sonucu önleyici olacaktır.
’’Öyleyse bu
insanlar neden öldü’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu
olaylardaki ölüm nedeni, gazın yanması sırasında, banyo
odasında bulunan havadaki oksijenin tamamına yakın bölümünün
kullanılması sonucu oksijen yetersizliğidir.
Bilindiği gibi,
bir maddenin yanması için oksijene ihtiyaç var. Şofbenler de
içinden geçen suyu anında ısıtmak için, bol alevle yanan
gereçlerdir. Hele uzun süren bir banyo sırasında, çok bol
miktarda oksijen tüketilir.
Banyo
yaparken ıslak ve çıplak olduğu için, herkes buranın sıcak
olmasını ister ve bu nedenle kapı ve pencereler sıkı sıkı
kapatılır. Böylece oksijeni bol, taze hava girmesi
engellenmiş olur. İnsanın yaşaması için de oksijen
gereklidir. Banyo odasındaki oksijen, gazın yanmasında
kullanılınca, banyo yapan insanın yaşaması mümkün olamaz.
Bu durumda hatıra,
’’insan havasız kaldığını, ölmekte olduğu fark etmez mi’’
sorusu gelebilir. Evet, oksijensizlik bazı belirtiler
verebilir ama, başlangıçta bunun farkına varılmayabiliyor.
Farkına varıldığında da ileri derecede güçsüzlük ve kas
krampları nedeniyle, hareket ederek bu ortamdan kurtulmaya
imkan bulamıyor.
Şofben banyo dışına takılmalı
Öncelikle, her
tarafı kapalı, hava almayan, küçük mekanlarda, yanma
suretiyle ısıtan cihazların kullanılmaması gerekir.
Özellikle banyo gibi, hava dolaşımının az olduğu yerlerde
kalorifer yoksa, banyo odasının ısıtılması için, duvara
asılan elektrikli ısıtıcıların kullanılması yararlıdır.
Dikkat edilecek
husus, bu aletin su sıçramayacak bir yere konulmasıdır. Su
ısıtmada da mümkünse elektrikli termosifonlar
kullanılmalıdır. Eğer şofben kullanılmak isteniyorsa, bu
cihazın banyo dışında bir yere monte edilmesi şarttır.
Ülkemizde bu yönde bilinç ve zorlayıcı hükümler olmadığı
için, şofbenlerin çoğu banyolara takılmaktadır. Hele son
zamanlarda ’Kombi’ adıyla pazarlanan kat kaloriferi ve su
ısıtıcısının bir arada olduğu cihazların, eğer hermetik
özellikte yani kullanacağı havayı dışardan alan türde
değilse, banyolara kesinlikle takılmaması gerekir.
İyi Çeken Bir Bacaya bağlanmalı
Şofbenlerin
banyoya takılmış olması halinde, bacayla bağlantısının iyi
olmasına dikkat edilmelidir. İyi çeken bir bacaya
bağlanmamış şofbenlerde, yanmış, oksijeni tükenmiş hava,
banyo içinde kalacağı için tehlike daha büyüktür. Şofbenin
kullanılması süresince, banyo odasına taze hava girişi
sağlanmalıdır. Kapının ya da pencerenin hafifçe aralanması
oksijenli hava girişini sağlayacaktır.
Şofbenle suyu
ısıtırken, havanın ısınması için, seyyar soba, piknik tüpü
gibi, yanma suretiyle ısı veren bir cihazın daha banyoya
alınması çok büyük tehlikedir. Bunun yerine, yukarıda da
değindiğim, elektrikli ısıtıcılar tercih edilmelidir.
İlk yardım
Banyo yaparken
durumunun kötüleştiğini fark ederek dışarıya haber vermeyi
başarabilen kişilere ilk yardım uygulanması gerekir. İlk
olarak yapılması gerekli şey, şofben gibi, soba gibi oksijen
tüketen cihazların söndürülmesidir. Daha sonra kapı ve
pencereler açılarak oksijenli hava girmesi sağlanmalı ve
hasta açık havaya çıkartılmaya çalışılmalıdır. Hastanın
nefes alıp almadığı ve kalbinin atıp atmadığı dikkatle
kontrol edilmeli, kalbi atmıyorsa, kalp masajı, solunumu
yoksa yapay solunum yapılarak en kısa zamanda tıbbi yardım
sağlanmalıdır.
Diğer ısıtıcılar da aynı
Gazetelerde
haberler çıktığı için olayı şofben açısından ele alarak
inceledik. Yanma şeklinde ısı üreten borusuz bütün
ısıtıcılar için aynı kurallar geçerli. Benzer şekilde
bacanın iyi çekmediği tüm ısıtıcılar benzer tehlikeleri
taşıyor. Kullandığınız sistemin ne gibi riskler taşıyacağını
lütfen iyi öğrenip en küçüğüne varıncaya kadar, tüm
önlemleri almayı ihmal etmeyin.
Betonlaşma
Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde Ulaşım Denetim Müdürlüğü
yapan okul arkadaşım İç Mimar Mecit YILDIZ’dan 30 yıl sonra
bir mesaj aldım. Bu mesajda “Bendeniz hala İstanbul’dayım..
Ah İstanbul !... Nerede o eski İstanbul? Her tarafı beton
yığınlarıyla doldu, gökdelenler güzelim görünüşü yok etmek
üzere. Şimdi İstanbul’u tanıyamaz oldum...” diyor.
Bir
Süleymaniye’nin asaletini yansıtan her hangi bir eser, bir
anıt, bir yapı gördünüz mü son yıllarda. Mimarlardan,
Mühendislerden, bilim adamlarından oluşan ekipler yönetmiyor
şehirlerimizi... Oy avcılarının gölgeleri dolaşıyor her
tarafta. Siyaset rüzgarları karartıyor tarihimizi...
Size bir tavsiyem
olacak Eyfel Kulesinin en üst katına çıkın üç asır öncesini
seyredin... 30 yıl öncesini değil. Ancak gerçekleri ve
insanları böyle tanımış ve anlamış olacağız!
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Şehirleşme
Yolcular
Biber
yiyen acısına da katlanır
Vah
be sizi de satın
aldılar!
Sana
" Bir Gecede Kal" Demem
İhanet
Kapıları
Siyah
Çelişkiler
Demokrasi
Çarkı
Hayata
Bakış
Dilde
Bozulmalar ve Kültür Yozlaşması
Gölgeler
Utanmazlar
Nasırlı
Eller
Hamamlar
Referandum
ve halkın ortaya çıkan tepkisi
HANGA
HUNGA
Dar
Kapı
Suçlar
vadisi
Sözlerimden
duman çıkıyor
Sen
ne biçim insansın?
Yorgun
değiliz biz türküler varken...
Gurbet
ve Tutkular
İçinizdeki
şehir
Küçüktüm
küçücüktüm
Yan
Kesit
Çağın
üzerindeki karanlıklar
Arayış
Hazır
mısınız çocuklar?
Varoluş
üçgeni
Öğretmenim
Acılar
karla kaplanırken
Savaş
Dansları
Karanlığa
savaşla yazılanlar
Gurbet
Çiçekleri
Çöpçü
kardeş
Kapar
kapılarını dostlarına
Ne
zaman başımı kaldırsam
İnsanları
tanımak istiyorum
Üzerimize
ağları ördüler
Yargılanışım
SAYFA
BASI
|