|
YOLCULAR
Giriş
Bizim ne istediğimize ve ne beklediğimize iyi bakın
…
Önemli konuları gizlemenin hiç bir anlamı yok!
Zaten sorunları göğüslemek için problemlerin
kaynağına inme ihtiyacı gün geçtikçe ortaya
çıkıyor... Fransa’daki olayların iç yüzünde
neler var? Batı ülkelerinde “yabancı
denilerek“ insanlar nasıl dışlanıyorlar?
Seçme ve seçilme hakları dahi olmayan insanlara eşit
ve adaletli hizmetlerin götürüldüğünü söyleyebilir
miyiz? Aldatılanların, sömürülülenlerin hak
aramak için mahkemelere yaptıkları başvurular
nasıl ört-bas ediliyor? İnsan hakları
ihlallerinden bahsederek yollara düşenler ve
kilometrelerce uzaklarda
başka ülkelerin yöneticilerinden
hesap soranlar kendi ülkelerindeki iğretilikleri
neden umursamıyorlar?
Bizim ne istediğimize ve ne
beklediğimize iyi bakın …
YOLCULAR
Birinci Perde
1.
Sahne :
Hayatın kendisi… İçinde yaşadığımız
alan, kitabımızın her hangi bir sayfası…
Hafifce araladığımız bir kapı,
perdeleri kapalı pencereler… Karanlık bir şehir…
Ağlayan
bir baba.
Birinci Yolcu - Bizim yaşadığımız şehirde geceler
üç parçalı... Duyguların sık sık
meydanlarda yakıldığını görüyoruz
… Endişeler üzerine zaman zaman
yazılar yazılıyor…
İkinci Yolcu : (Elindeki
fotoğrafa bakarak konuşur) Batının
püskülü, doğunun gülüyle
bir arada kolye gibi… bir kadının
göğsünde! Orada
gül renginde bir aşk solunuyor... Islıklı bir
gecede gökyüzüne bakıyor herkes… Şarkılarla
yıkanmış bir karanlık düşüyor
insanların önlerine!
Birinci Yolcu : Ayıptır
söylemesi… Yılan hikâyesi gibi uzayıp gidiyor
geceler…
İkinci Yolcu : Kendi içlerinde göç ediyor insanlar. Hücreleri
hile ile, birer birer ele geçiriliyor. Üs kuruyorlar
birileri insanların içlerinde.
Birinci Yolcu : Farkedemediğimiz
yerlerdeki karanlıklar örtü gibi bazı şeyleri
gizliyor!
İkinci Yolcu : Şifresini bilmediğimiz sözler
dolaşıyor ortalıklarda.
Birinci Yolcu : Siyah
bir kutu gibi karanlığa atılmış çocukluğum...
İkinci Yolcu : Dış kişiliklerine taktıkları
maskelerle, iç kişiliklerini gizlemeye çalışanların
oyunlarıyla karşılaşıyorum sokaklarda...
2. Sahne : Kasap dükkanları...
Fırınlar... Çöp yığınları...
Helalar... Pencereler önünde iplere asılı çeşitli
donlar… Sokak kenarlarında, köşebaşlarında
kartonlar ve gazete kağıtlarının altında
ve üstünde yatan insanlar… Avrupa!
Birinci Yolcu, Bir valizin üzerinde oturuyor. Önünde büyükçe
bir valiz. İkinci Yolcu, önünde iki tekerlekli pazar
arabası ve
elinde buruşturduğu bir gazete ile ayakta. Sokak
alacakaranlık ve ıssız… Kepenksiz dükkanların
vitrinlerinde cılız ışıklar var.
Birinci Yolcu : Ben
kendi içimde yaptığım yolculuk gibi aynı
şehirde de bir çok kez
yer değiştirdim. Burada bir başka ülkenin
vatandaşı olduğum için değil bu yer değiştirmeler…Kabullenilmediğimden!
İkinci Yolcu : Bir başkasını yok saymak
gibi bir şey bu… Yedikleri hurma Tunus’tan geliyor…
Fas domatesi yiyorlar... İzinlerini Türkiye’de
geçiriyorlar... İtalyan ayakkabısı giyiyorlar...
Kullandıkları petrol İran’dan, baharatları
ise Pakistan’dan vaya Hindistan’dan geliyor. Bütün
bunları farketmeden yaşıyorlar...
Birinci
Yolcu : Çürüyerek
yaşamak değil mi bu?
(Geri planda hiç birisi anlaşılmayan bir yığın
insan sesleri… Ardından ayak seslerini andıran
esrarengiz bir müzik … Ağlayanlar ve gülenlerin
çığlıkları…)
İkinci Yolcu : Paris, Londra ve Brüksel üçgenindeyiz.
Başımızı göstermemiz istenmiyor. Aynı
kefedeyiz bütün yabancılarla... Baskılarla içimizdeki
nefret püskürtülüyor.
Birinci Yolcu : Yerinde
durmayan çağ... İnsanların içlerine yerleşen
ajanlar... Katil hücreler... Sapık ve kapkaççı
dokular, virüslü gıdalar... Ve bozulmuş bir kanla
yaşayanlarla içiçeyiz.
(Gece yarısı sessizliğini bozan çöp kamyonlarının
çıkardığı gürültüler... Ayak ve öksürük
sesleri)
İkinci Yolcu : Sus
be Mehmet! Görmüyor musun senin ve benim ceplerimize uzanan
hırsız elleri? (Alkışlar, ney müziği
ve sessizlik)
Birinci Yolcu : Kiralık
bir gövde üzerinde cani gözler, uydu ayaklar ve yapay bir
kafa…
İkinci Yolcu : Sahipsiz
bir candan hiç bahset miyorsun?
Birinci Yolcu : Beceriksiz
yöneticiler, bilinmeyen silahlar, farkedilmeyen katliamlar ve
gizli pazarlar!
İkinci Yolcu : Neden
gözlerimizdeki sessiz çığlıklar bilinmiyor?
İkinci Perde
1.
Sahne :
Yol ortasında
Üçüncü Yolcu, elinde saplı bir süpürge
ve yerde bir çöp küreği… El arabası…
Yerlere atılmış bir yığın kitap,
gazete ve mecmualar… Kitapların bir çoğunun başlıkları
“adalet” üzerine… Sık sık yangın ve
ambulans sirenlerinin sesleri arasında geçer konuşmalar…
Fren sesleri, gürültüler, ayak sesleri ve esrarengiz müzik
geri plandan duyulur.
İçeriye sırasıyla Birinci Yolcu,
İkinci Yolcu, ve
Dördüncü Yolcu girerler. Daha sonra kalabalık
halinde her birinin elinde aynı büyüklükte birer
valizle diğer yolcular tek tek girerler. Bütün erkek ve
bayan yolcuların üzerinde
siyah aynı tip elbiseler bulunmaktadır.
Birinci Yolcu, İkinci
Yolcu ve Dördüncü
Yolcu sahnenin ortasında yerlere atılmış
kitaplara bakarlarken Üçüncü Yolcu temizlik yapmaktadır.
Diğer yolcular ikişer ikişer birbirleriyle konuşmaktadırlar.
Sesleri
ise aynı
anda artarak azalmaktadır.
Konuşmalar sabaha doğru,
alacakaranlıkta geçer. Batı müziği
farkedilmeyecek şekilde başlar… yükselerek devam
eder.
Birinci Yolcu - Bizim
yaşadığımız şehirde
geceler üç parçalı... Duyguların sık sık
meydanlarda yakıldığını görüyoruz
… Endişeler üzerine zaman zaman yazılar yazılıyor…
İkinci Yolcu : (Elindeki
fotoğrafa bakarak konuşur) Batının
püskülü, doğunun gülüyle
bir arada kolye gibi… bir kadının
göğsünde! Orada gül renginde bir aşk
solunuyor... Islıklı bir gecede gökyüzüne bakıyor
herkes… Şarkılarla yıkanmış bir
karanlık düşüyor insanların önlerine!
Birinci
Yolcu : (Yerden aldığı kitapları göstererek...)
Görmüyor musun adalet üzerine yazılan kitapları?
Fırtınalar soğuk
demirleri sürükleyerek uzaklara götürüyor... Ütüsü
bozuluyor bazı sözlerin. Anlat bana sen şimdi neden
buradasın? Senin karanlıkta ne işin var? Ben
neden böyle konuşuyorum seninle?
İkinci Yolcu : Bu
soruların cevabını izin ver de
sana başkaları
versinler! Bana açıklar mısın niye böyle
konuşuyorsun benimle?
Hepimiz yarın hangi sonuçların kurbanı
olacağız? Bunu açıkla bana!
Birinci Yolcu :
Uzaklardaki savaşlarla yakındaki savaşların
farkı ne?
Dördüncü Yolcu : Paranın
açamayacağı bir
kapı var mı? Halbuki çağ bizim… Hasat bizim… Can bizim! (Diğer yolcuların yükselen
sesleri müzikle birlikte duyulur, aynı sözler çeşitli
tonlarla tekrarlanarak yankılanır)
İkinci
Yolcu : Her yerde adaletsiz güçlerden ya
da güçsüz adaletten bahsediliyor!
Birinci Yolcu :
(Yüzündeki buruk bir ifadeyle… Gırgır geçercesine
tebessüm ederek) Irkçılığı besleyen ayırımcılıklar
şimdi nasıl karşılanıyor? (Yerdeki
kitapları ve yolcuları elleriyle göstererek) İnsan
haklarına saygılı olunduğundan tek bir söz
edilebiliniyor mu şimdi? Ülkeni kötülediğin an
veya ülkenin insanlarına kötülük yaptığın
an hepsi senin
yanında yer alıyorlar! Ödül kapıları açılıyor
sana, senin için
çıkar ziyafetleri tertipleniyor! Size soruyorum şimdi
şehit edilen, kundakdaki
çocukların, hamile kadınların
suçları ne? Katilleri destekleyenler kimler? (Ağıt sesleri, hüzünlü
bir müzik)
İkinci Yolcu : Çağın
iki yüzlülerinden bahsediyorsun! (Kırılan bardak ve tabak sesleri...
gürültüler...)
Birinci Yolcu : Ülkemizdeki görüntülerin akisleri bunlar! Yansıdıkları
şekilde karşılıklarını alıyorlar.
İkinci Yolcu : Uzaklıklara
yakınlığımız da sorgulanmalı!
Yakınlara uzaklığımız da!
Birinci Yolcu : İsviçre
ceza yasası tam kırk yılda tamamlandı...
Bizimkiler ise böyle ciddi şeyleri bir güne sığıştırarak
tavizciliğin öncülüğünü yapıyorlar.
İkinci Yolcu : Şeffaflıktan
korkanlar, gizli tavizlerle yönetiyorlar bizi! Alınan
kararlar iki ucu açık demokrasi borularından
girdikleri gibi çıkıyorlar... Sonra bunlar
denetleme ve eleştiri
haklarımız yok edilerek önümüze getiriliyor!
Birinci Yolcu : Düşünebiliyor musun kim, neyi, nerede, ne zaman ve
nasıl pazarladı? Ülkemizin
nerelerinde üsleri var dış güçlerin? Üç ayaklı
deprem makineleri hangi şehirlerimizde kurduruldu? Uçak
düşüren sistemlerden kimin haberi var? İnsanlarımızın
beyinlerini ve hassasiyetlerini ışınlarla
dumura uğratmak isteyenlere kim fırsat veriyor?
Stratejik ortaklık kişisel çıkarlara dayalı
bir ihanet biçimi mi?
İkinci Yolcu : (Hüzünlü
bir müzik, gürültüler) Dikenler birilerinin yüreğine
saplandığı zaman gerçekler anlaşılacak!
Üçüncü Perde
1. Sahne : Sahne
karanlık. Tüm oyuncular dizleri üzerinde durmaktadır.
Sahne yavaş yavaş aydınlanırken hepsi
birden ağır ağır ayağa kalkarlar.
Birinci Yolcu - Bizim
yaşadığımız şehirde
geceler üç parçalı... Duyguların sık sık
meydanlarda yakıldığını görüyoruz
… Endişeler üzerine zaman zaman
yazılar yazılıyor…
İkinci Yolcu : (Elindeki
fotoğrafa bakarak konuşur) Batının
püskülü, doğunun gülüyle
bir arada kolye gibi… bir kadının
göğsünde! Orada gül renginde bir aşk solunuyor... Islıklı bir
gecede gökyüzüne bakıyor herkes… Şarkılarla
yıkanmış bir karanlık düşüyor
insanların önlerine!
Dördüncü
Yolcu : Paranın
açamayacağı bir
kapı var mı? Halbuki
çağ bizim… Hasat
bizim… Can bizim! (Diğer yolcuların yükselen
sesleri müzikle birlikte duyulur)
Birinci Yolcu : Duruş hatası bu! Çevremizde acıları
tadlandırmak isteyenler var…Yerinizden asla ayrılmayın!
Unutmayın ki “sizi küçülterek yoketmek isteyenler”
olacak!
İkinci Yolcu : Ateşin altındakilerle
ilgilenenler var mı?
Birinci Yolcu : Yüzünüze gülenlere asla inanmayın! Yeni düzenin karışımında
ihanetler var…
Dördüncü Yolcu : Ben
kendim gibi olamadım!
İkinci Yolcu : Seine
Nehri’nin taşıdıklarına bakan yok!
Birinci Yolcu : Asıl konu günümüzde şiddetin yoksulluğu… Yoksulluğun
da şiddeti!
İkinci Yolcu :
Ben kendi düşüncelerime dönüyorum.
Dördüncü Yolcu : Oh
ne âlâ... ne âlâ!…
2. Sahne : Sahne
oldukça karanlık... Tüm oyuncular dizleri üzerinde durmaktadır.
Sahne yavaş yavaş renkli ışıklarla
aydınlanırken hepsi birden ağır ağır
ayağa kalkarlar. Yerde tamamı devrilmiş sandalyeler… Ön
taraftan Dördüncü Yolcu yerdeki sandalyeleri birer birer
kaldırarak sahnenin arka kısmına taşır…Sandalyeler
geldikçe her bir yolcu teker teker ters bir şekilde
oturarak sola dönük vaziyette ve
sola bakar şekilde başlarını
sandalyeye dayarlar.
(Kapının zili çalar. Birinci
yolcu soldaki kapıyı açar…)
Misafir : (Kendisi görünmez... Konuşmaları dışardan
gelmektedir...) Ben bir gurbet adamıyım... Kaybettiklerimi arıyorum.
Şu ana kadar çalmadığım kapı kalmadı...
Konuşmaya başladığım zaman insanlar sözümü
daha tamamlamadan “bana sen delisin“ diyerek, kapılarını yüzüme kapıyorlar...
Birinci
Yolcu : Pekiyi nelerini kaybettin?
Misafir : Haksızlıklarla
karşılaştığım iş yerinde
gençliğimi; bana ayırımcılık ve
taciz yapan patronum sebebiyle emeklerimi ve çevremdeki iki yüzlü
dostlarla, haksızlığa destek olan iş
arkadaşlarım yüzünden de insanlara olan güvenimi
kaybettim…
Birinci Yolcu :
Biliyorum yarın dün gibi olmayacak... Çaresizliğine
sebep olanları ve önündeki engelleri içine atmadan
seni dinleyenlere anlatmaya devam et! Öyle ümit ediyorum ki
günün birinde sert fırtınalar
onları darmadağın edecek!
(Rüzgâr sesi, gök gürlemesi ve gürültüler
birbirini takip eder…)
Misafir : Size
iyi günler diliyorum. Sözleriniz beni rahatlattı... (Oradan
ayrılır)
Birinci Yolcu : (Misafirin
arkasından konuşur…) Güle
güle git dost... Tacizsiz yaşa! Seni anlayan insanlarla
karşılaş! Sıkıntılarını
haksızlığa destek olmayanlarla gider! Bütün
engelleri aş! (Ayak sesleri, müzik ağır ağır
yükselerek birbirini takip eder.)
İkinci Yolcu : Herkes dereyi geçmek için paçalarını
benim gibi sıvasın !(Paçalarını sıvar
ve yavaş yavaş sahnenin sağındaki kapıdan
dışarı çıkmak üzere yola koyulur…)
Diğer yolcular da Birinci Yolcu
hariç aynı kapıdan çıkıp giderler…
Birinci yolcu sahnenin ön kısmında yer alır.
Arkadan gelen insan seslerinin yerini müzik doldurur...)
(Sahne kararır... Gürültüler artar... Arka arkaya bütün
yolcular ellerindeki valizlerle eski yerlerine geri dönerler.
)
Birinci Yolcu :
Duruş hatası bu! Çevremizde acıları
tadlandırmak isteyenler var…Size yerinizden asla ayrılmayın!
demiştim... Unutmayın ki “sizi küçülterek
yoketmek isteyenler” olacak!
Dördüncü Yolcu : (Sahnenin önüne gelerek)
Paranın açamayacağı
bir kapı var mı? Halbuki çağ bizim… Hasat
bizim… Can bizim! (Diğer yolcuların yükselen
sesleri müzikle birlikte duyulur)
Birinci Yolcu - Bizim yaşadığımız şehirde geceler
üç parçalı... Duyguların sık sık
meydanlarda yakıldığını görüyoruz
… Endişeler üzerine zaman zaman
yazılar yazılıyor…
İkinci Yolcu : (Sahnenin önünde elindeki bir fotoğrafa
bakarak konuşur) Batının püskülü, doğunun
gülüyle bir
arada kolye gibi… bir kadının
göğsünde! Orada
gül renginde bir aşk solunuyor... Islıklı bir
gecede gökyüzüne bakıyor herkes… Şarkılarla
yıkanmış bir karanlık düşüyor
insanların önlerine!
Birinci Yolcu - Dostları
düşman olanların başları çevresindekilerle
birlikte sık sık ağrımaya devam edecek!
İkinci Yolcu : Kendi
kendilerini denetlemeyenlerden bahsediyorsun herhalde!
Birinci Yolcu - Şiddetin
geçmişinde onlar vardı! Şöyle başınızı
çevirerek bir
bakın; köylerde ve şehirlerde hiç gülümseyen
kalmadı! Sistemin gagaladıklarına ve iğrenç
şeylere sevinenler var günümüzde!
İkinci Yolcu :
Sevmek ve dost olmak varken!
Birinci Yolcu - Hayat
atölyesinde yerinizi alın! Sizi dirençli olmaya çağırıyorum!
(Bütün yolcular her
birisi sağ ellerindeki valizleri yere bırakarak,
sol ellerinde bulunan bir dosya kağıdını
teker teker sırasıyla yırtarlar…) (
Gürültüler ve müzikle perde kapanır)
Paris – 09.03.2004
SAYFA
BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Yolcular
Biber
yiyen acısına da katlanır
Vah
be sizi de satın
aldılar!
Sana
" Bir Gecede Kal" Demem
İhanet
Kapıları
Siyah
Çelişkiler
Demokrasi
Çarkı
Hayata
Bakış
Dilde
Bozulmalar ve Kültür Yozlaşması
Gölgeler
Utanmazlar
Nasırlı
Eller
Hamamlar
Referandum
ve halkın ortaya çıkan tepkisi
HANGA
HUNGA
Dar
Kapı
Suçlar
vadisi
Sözlerimden
duman çıkıyor
Sen
ne biçim insansın?
Yorgun
değiliz biz türküler varken...
Gurbet
ve Tutkular
İçinizdeki
şehir
Küçüktüm
küçücüktüm
Yan
Kesit
Çağın
üzerindeki karanlıklar
Arayış
Hazır
mısınız çocuklar?
Varoluş
üçgeni
Öğretmenim
Acılar
karla kaplanırken
Savaş
Dansları
Karanlığa
savaşla yazılanlar
Gurbet
Çiçekleri
Çöpçü
kardeş
Kapar
kapılarını dostlarına
Ne
zaman başımı kaldırsam
İnsanları
tanımak istiyorum
Üzerimize
ağları ördüler
Yargılanışım
SAYFA
BASI
|