|
GÖZCÜ Yakup
Tufan
|
|
|
yakuptufan@hotmail.com
|

YOL AYRIMINDAKİ TÜRKİYE
Cumhuriyetin ilanından sonra, yeni bir devlet ve millet
hayaliyle; bin yıllık geçmişle aradaki köprüler bir bir
dinamitlenmiştir adeta. Kılık kıyafetten tutun din ve dil
anlayışına kadar her şeyde köklü(köksüz) değişikliğe
gidilmiştir. Canla başla istiklal ve istikbal yolunda
mücadele veren Türk halkı ve onun değer yargıları, kasten
yahut sehven devre dışı bırakılmıştır. Tek parti, milli şef
, baskıcı ve dikta anlayışılı idareler sebebiyle,
Cumhuriyet(!) namına cumhurun başına gelmedik kalmamıştır.
Uzun bir zaman dilininden sonra kılı kırk yararak çok
partili döneme geçen Türkiye ve Türk halkı, ancak yıllar
sonra derin bir nefes alabilmiş; hak, hukuk ve hürriyet
sevincine gark olmuştur. Ne acıdır ki halkın sevinci fazla
sürmemiştir. Türlü Bizans oyunları ve uygulamaları neticesi,
cumhurun seçtiği zamanın başvekili ve arkadaşları, dar
ağacında can vermişlerdir...
Cumhuriyet tarihi boyunca belirli aralıklarla halka göz dağı
veren dikta yanlısı, zorbacı zümre; bugüne dek hep cumhursuz
Cumhuriyeti, halksız Demokrasiyi savuna gelmiştir. Bu
meyanda; her on yılda bir muhtıra ve halka gözdağı vermeyi
yada darbe yapmayı kendine bir marifet saymıştır. Çetelerin,
zalimlerin, diktatörlerin ve halka tepeden bakan imtiyazlı
sınıfın pençesinden kurtulamayan Türk halkı; bir yandan
ekmek ve aşa, diğer yandan istikrar ve demokrasiye ve gerçek
cumhurun Cumhuriyetine yıllarca hasret kalmıştır...
İçinde bulunduğumuz asrın başlarında ve koalisyonlar
döneminde Türkiye; siyasi, idari, sosyal ve iktisadi krize
girmiştir. Ülke iflasın eşiğinden kılpayı kurtulmuştur.
Kendi değer yargıları ile barışma ve bütünleşme döneminin
başlamasıyla birlikte yeniden derin bir nefes alan Türkiye;
kendine güvenle yeni bir atılım gerçekleştirmiştir. Cumhurun
seçtiği hükümetlerin Cumhuriyetin idaresinin başına geçmesi
neticesinde, Türkiye’de istikrar yeniden sağlanmış ve ülke
kendine gelmeye başlamıştır. Devlet halkıyla barışmaya,
cumhur Cumhuriyetle bütünleşmeye başlamıştır. Lakin bu
gelişme ve değişmelerden oldukca rahatsız olan mihraklar;
ellerindeki son kozları ve yeni Bizans oyunları oynama
teşebbüsüne girişmekten bir an bile geri durmamışlardır...
Şu an Türkiye yeni bir yol ayrımına gelmiştir. Türk Milleti
artık kendi yolunu ve yönününü, istikrar ve istikbalini
seçme ve karar verme durumundadır. Bu noktadan hareketle
Türkiye; yeni bir kazanma yada kaybetme eşiğinde
durmaktadır.
Son yıllarda gerek bölgede, gerekse dünyada sözü dinlenir,
hatırı sayılır, itibar görür hale gelen Türkiye; bu mihval
üzeri büyümeli ve gelişmesi devam etmelidir. Bu nokta
itibariyle Türkiye’de istikrar kazanmalı; kısa, orta ve uzun
vadeli plan ve proğramların yapılacağı zemin
sağlamlaştırılmalıdır. Yeni bir kaosa, belirsizlik ve krize
Türkiye ve Türk halkının tehammülü yoktur. Türkiye’de
cumhurun Cumhuriyeti, halkın demokrasisi hayat bulmalı ve
gelişmelidir. İmtiyazlı bir sınıfın yada “düzenbazların
düzeni” veya darbeci bir anlayışın tahakkümü artık tarihe
gömülmelidir. Türkiye’de yaşayan insanların cinsiyet ve
cibilliyeti, makam ve mevki ne olursa olsun herkes eşit
vatandaş muamelesi görmelidir. Omuzu kalabalık, makam ve
mevki sahibi hiç bir zümre yada sınıf, millet iradesi
üzerinde olmamalıdır. İmtiyazlı zümrenin saltanatına son
verilmeli, atanmışlarların seçilmişler üzerindeki baskı ve
tahakkümü tarihe gömülmelidir artık.
Türkiye’de herkes geniş hak ve hürriyetlerden istifade
etmeli ve bu mihval üzeri düşünce ve kanaatını rahatca
ortaya koyabilmelidir. Hak ve hürriyetler önünde oligarşi
sınıfı yasak ve engeller koyamamalıdır. Öte yandan
ayrımcılığa, ayrışmaya, bölgeciliğe ve bölücülüğe asla taviz
ve fırsat verlmemelidir. Türkiye’de hukuk her insan için
eşit eygulanmalı ve hukukun üstünlüğü her alanda kendini
göstermelidir. Çetelerin, terör gruplarının ve gizli
mihrakların milleti vesayet altına almalarına, gizli yada
açık plan ve çalışmalarına son verilmelidir. Türkiye’de ordu
vatan savunması için elbette güçlü olmalı ve Türk halkına
güven vermelidir. Ordunun Cumhuriyet namına cumhuru düşman
görme, onu tehdit sayma düşünce ve anlayışına bütün kapılar
kapanmalıdır. Türkiye’de gerçek bir inanç hürriyeti hayata
geçirilmelidir., Ülkenin asli unsuru olan müslümanlar;
korku,vehim, telaş yada çeşitli senaryolar uğruna, dini
inançlarını yaşama ve yaşatma hakkından mahrum
edilmemelidir. Türkiye’de laiklik adı altında İslam
düşmanlığı yapılmasına ve Müslüman halka zulüm edilmesine
son verilmelidir. Artık başörtüsü çilesi bitmelidir.
Türkiye’de sosyal devlet her alanda kendini göstermeli;
garip ve guraba, yetim ve yoksul gerçek manada
gözetilmelidir. Türkiye’de rütbe, makam ve meki sahipleri
özel muameleye tabi olmamalı; sağlıktan sosyal hayata
herkese eşit muamale yapılmalıdır. Türkiye’de ekonomik
kalkınma devam etmeli, milli gelir dünyanın en gelişmiş
ülkeleri düzeyine çıkmalıdır. Türkiye’de halk başı dik,
sırtı pek, karnı tok olmalıdır. Türkiye’de meydanlarda
atılan dışı hoş içi boş vaatlere asla itibar edilmemeli;
kaynaksız karşılıksız proje ve planlar rağbet görmemelidir.
Türkiye’de İslamın barış, kardeşlik, ve hoşgörü anlayışı
mutlaka geliştirilmeli ve halk arasında
yaygınlaştırılmalıdır. Türkiye’de bölgeciliğe, bölücülüğe ve
etnik ayrımcılığa asla geçit verilmemelidir. Türk toplumunun
milli birlik ve berberliğine zeval gelmemeli; devlet ve ülke
bütünlüğü kaim ve daim kılınmalıdır. Yıkıcı ve ayrılıkcı
unsurlara asla fırsat verilmemelidir.
Netice olarak Türkiye; yeni bir anayasa ve yeni bir vizyonla
içeride birlik ve dirliği sağlamalı; iri ve diri olmalıdır.
Türkiye; bir yandan dünya, diğer yandan ise Türk ve İslam
alemi ile birleşme ve bütünleşme yolunda ilerlemeli, tarihi
mesuliyet ve misyonunun şuurunda olmalıdır. Bu konuda yeni
vizyon, fikir, düşünce ortaya konmalı, fiiliyat ve
faaliyetler geliştirilmelidir. Türkiye;gölgesinden korkan,
herkesi düşman gören, kendisiyle ve geçmişiyle cedelleşen ve
içine kapalı bir ülke olma durumuna bundan böyle yeniden
dürülmemelidir. Şimdi; vizyon, fikir ve zikir zamadır!
Şimdi; geçmişi bilme, geleceği görme, hakkı koruma ve
kollama zamanıdır! Şimdi; yol gösterme, yön verme, öz verme
ve söz verme zamanıdır! Ve şimdi koy verme değil oy verme;
akıl, izan, mantık ve sandık zamanıdır! Görelim mevlam
neyler neylerse güzel eyler.
Dinslaken,31 Mayıs 2011
Yakup Tufan
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
YOL
AYRIMINDAKİ TÜRKİYE
GÖÇ
VE AVRUPA TÜRKLERİ
ALMAN
EĞİTİM SİSTEMİ VE TÜRK ÇOCUKLARININ MESELELERİ
ALMANYA’DA
İSLAM GERÇEĞİ VE GÖRMEYEN GÖZLER
AVRUPA’DA
AİLE YAPIMIZDAKİ DİNAMİKLER VE DİNAMİTLER
KENDİNİ
ARAYAN TÜRKİYE
MANEVİ
DÜNYAMIZDA ARALIK, AŞURE VE MUHARREM’İN YERİ
BANGLADEŞ’DEN
SELAM VAR
PAKİSTAN’DAN SELAM VAR
AVRUPA’DA
RAMAZAN BAYRAMI
SALDIRGAN
İSRAİL VE “MAVİ MARMARA” BASKINI
NRW
SEÇİMLERİ VE TÜRKLER’İN ÖNEMİ
ALMANYA
İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
GÖÇMENLER
VE UYUM MECLİSLER
PARELEL
TOPLUM VE DİN GERÇEĞİ
ALMANYA’DA
FEDERAL SEÇİMLER VE MÜSLÜMANLAR
NRW
MAHALLİ SEÇİMLERİ VE MÜSLÜMANLAR
ALMANYA
İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMANLARIN MESELELERİ
AVRUPA
BİRLİĞİ VE AVRUPA TÜRKLERİ
WİNNENDEN
KATLİAMI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
BANGALDEŞ’DE
MUSON YERİNE GÜL YAĞMURU
HACCA YOLCULUK HAKKA YOLCULUK
Fransa’nın
İmajı
Uyum
nedir?
SAYFA
BASI
|