·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BRÜKSEL MEKTUBU

               Yakup YURT

 

yakup.yurt@skynet.be


Kem küm, lam lum!
 
   
Cumhurbaşkanı seçimi takvimine bir ay kaldı.

    11.Cumhurbaşkanı seçimi için takvim, halen görev yapan Ahmet Necdet Sezer'in görev süresinin sona ereceği 16 Mayıstan bir ay önce, yani 16 Nisanda başlayacak. Seçim süreci, bu tarihten itibaren 30 gün içinde tamamlanacak.

    Bu sürenin ilk 10 günü adayların TBMM Başkanlık Divanına bildirilmesi ve kalan 20 gün içinde de seçimin tamamlanması gerekiyor. En az 3'er gün arayla yapılacak oylamaların ilk iki turunda, üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun (367) oyu sağlanamazsa 3.tur oylamaya geçilecek ve 3.turda üye tam sayısının salt çoğunluğunu (276) sağlayan aday, Cumhurbaşkanı seçilmiş olacak. Bu turda da üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde, 3.turda en çok oyu alan iki aday arasında 4.tur yapılacak. Bu oylamada da Cumhurbaşkanı seçilemezse TBMM seçimleri yenilenecek.

    Bu işin hukuksal çerçevesi.

    Kimin aday olup olamayacağını yasalar belirlemiş.

    Daha kimse resmen adaylığını açıklamış değil. Ama kamuoyu yoklamalarında adı geçmiyor diye alınganlık gösterenler bile var. Yani olmak istediğini hissettiren çok, ama açık açık adayım diyebilen bir cesur yok.

    Medya tabir edilen yazılı, sözlü ve görüntülü basında daha çok mevcut Başbakan ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın aday olup olamayacağı tartışılıyor. Kim olsun değil, daha çok kim olmasın sorusuna yanıt aranıyor. Bakalım RTE aday olacak mı? Veya üzerinde uzlaşabilecekleri başka bir aday bulacaklar mı? Bekleyip göreceğiz…

    Benim şahsi fikrimi soranlara yanıtım basit. Ben müneccim değilim. Pek te umurumda değil açıkçası. Hemen celallenmeyin canım, izin verin neden böyle düşündüğümü anlatayım.

    Ben 1950 Umurbey (Gemlik) doğumluyum. Celâl Bayar'ın doğdugu ve anıt-mezarının bulundugu köy. Bilirsiniz kendileri M.K.Atatürk'ün yakın mesai arkadaşı idi. İstiklal Savaşı'nda O'nun emrinde "Galip Hoca" lakabıyla komitacılık yapmış, Ege bölgesinde halkı örgütlemiştir. O'na bakanlık, başbakanlık yapmış biridir. Atatürk'ün tek "suçu" erken ölmesidir. 1938'de cenaze töreninden dönülürken onun başlattığı devrimlere ihanet başlamıştır. Celâl Bayar ve partisi DP 22 Mayıs 1950 tarihinde iktidar olmuşlar ve bu 27 Mayıs 1960 tarihli inkilaba kadar devam etmiştir. Celâl Bayar T.C.Devleti'nin ilk sivil cumhurbaşkanıdır. Fakat Atatürk'ün başlattığı reformlar ve devrimler tamamlanmak yerine, çoğulcu parlamenter sistem sayesinde veya onun gereği oy avcılığına başlanmış ve halkçılık yerine halk kuyrukçuluğuna dönülmüştür. Böylece Türkiye'de darbeler dönemi başlamış, sol zaten hiçbir zaman olmadığından, sağın bütün fraksıyonları arasında bir fetret devri başlamıştır. Osmanlı döneminden beri, Hazineden beslenme, pastadan pay kapma alışkanlığı insanlarımızın genlerine işlemiştir. "Devlet malı deniz, yemeyen domuz" sözünü duymayan kalmamıştır. Herkes çalmış, çırpmış, kendi yakınını zengin etmiş ve "benim hırsızım daha iyidir" safsatasıyla vatandaş kandırılmıştır. 

    İlkel bir anti-komünizm adına yazar-çizer-düşünür-üniversite gençliği ezilmiştir. Batı diye diye emperyalist Batı'ya borçlu ve bağımlı hale gelinmiş ve buna bağlı olarak onun güdümüne girilmiştir. Saygınlık özsaygı ile başlar. Üç zıt örnek vermek gerekirse, İran, Küba ve Venezüela bana göre Türkiye'den daha saygın bir konumdadırlar. Emperyalizmle uzlaşılmaz. Mafya ile uzlaşılmadığı gibi. Bir Fransız özdeyişi "Ayı ile yatan tırmalanmayı göze alır" der. Mustafa Kemal ile Damat Ferit zihniyetleri arasındaki fark buradadır. Nasıl benim evim, benim arabam, benim şuyum buyum diyorsak; benim memleketim, benim vatanım da demek durumundayız, zorundayız. Aynen AB'nin ve ABD'nin yaptığı gibi. Yoksa birileri gelir, evini elinden alır, kendi evinde kiracıdan beter olursun. Tabii ev-mev kalırsa, Irak'ta olduğu gibi. İnsanlar iş-aş-sevgi-saygı beklentisi içindeler. Sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde! Bunları sağlamak iktidara soyunanların görevi. Ya istihdam, altyapı, kültür, sağlık, eğitim, adalet yaratır ve eşit dağıtırsın, ya da çeker gidersin, yapacak olan gelir. Bir tezin anti-tezi de vardır. Diyalektik bunu emreder. Türkiye her şeyiyle nev'i şahsına münhasır bir ülke. Özellikle Berlin Duvarı'nın çöktüğü 1989'dan beri itilen kakılan bir ülke haline geldi. Evvelden komünizm vardı diye, ufak tefek kapris yapma hakkı vardı. Duvar çöktü, dünya solu altında kaldı. Avrupa dahil dünyada sol kalmadı. Halbuki sol olmayan bir ülkede liberal demokrasi dahi gelişmez. Sola karşı üstünlüğünü kanıtlayageldiği içindir ki, Batı Avrupa'da hep sağ partiler iktidar olmuştur (sosyal demokrasi sağın bir nüansıdır ve emekçiler komünizme kaymasınlar diye Soğuk Savaş döneminde onlara sosyal haklar tanımıştır. Fakat bu haklar globalleşen günümüz dünyasında tırpanlanmakta ve yavaş yavaş geri alınmaktadır). Siyaset denilen şey bana göre, evrensel anlamda, emek ile sermaye arasındaki ebedi mücadeledir. Ve hak verilmez, alınır. Armut piş, ağzıma düş dönemi bitmiştir.  Üretmeden tüketmek bütün kötülüklerin anasıdır. Bağımsız Cumhuriyet içini canını veren Türk halkı, demokrasi için terlemeden hazıra konma ve Batı taklitçiliği yolunu seçmiştir. Nasıl çalışmak gerektiğini ise içinden çıklılmaz demografik sorunlar yaşayan yaşlı Kıta Avrupa'sından değil, karınca gibi çalışan Japonlara ve Çinlilere sormak gerekir diye düşünüyorum.  

    Roma Antlaşmasının 50. yıldönümünü kutlayan AB en son Osmanlı İmparatorluğu'nun iki vilayeti olan Bulgaristan ve Romanya'yı üyeliğe kabul etti. Şansölye Merkel hepsini Berlin'e davet etti.
Türkiye unutuldu. Jacques Chirac veda ederken Angela Merkel kendisine bir 17. yy vazosu hediye etti. Anlayana.

    Sonuç olarak, Çankaya'ya kim çıksın? sorusu beni pek fazla ilgilendirmiyor. Ama bir Belçikalı olarak burada Belçikalı dostlarıma şu sorunun yanıtını nasıl vereceğimi şaşırmış durumdayım. Yakup, RTE şu an Başbakan değil mi? Evet! Peki, Başbakan olabilen bir insan aynı ülkede neden Cumhurbaşkanı olamıyor, bir anlatır mısın? Başbakanlık önemsiz bir makam mı? Kem küm, lam lum!

    Türkiye'deki sevgili yurttaşlarıma naçizane tavsiyem. Siz lamı cimi bırakın, öncelikle Partiler Yasası, Seçim Yasası, seçim barajı konularını demokratikleştirin, başkanlar sultasını yok edin,  basın tekellerini kaldırın, yemin billah 15-20 seneye kalmaz AB'yi de sollarsanız. Çünkü dinamiksiniz, kazanma azminiz var ve gelecek size gülümsüyor. Ama biraz zahmete katlanacak ve terleyeceksiniz haberiniz olsun!

    O gün geldiğinde ise kimin cumhurbaşkanı olduğunu hiç önemsemeyeceksiniz, eminim!

Brüksel, 29 Mart 2007

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Kem küm, lam lum!
MERİNOS KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
BRÜKSEL'E KAR YAĞDI, GÖNLÜM ÜŞÜDÜ…
Yılbaşı gecesi yaklaşırken
Küresel Sessizlik
İmkansızı olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Korku Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Bugün 23 Nisan
Tarihte ve gelecekte kadının yeri
Mösyö Sarkozy kimdir?
Esti Nesim'i Bahar, Ya da Nevruz Ateşi
Darbede Doğan Deniz
Kısır Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Edison lambaya püf dedi!
Her şeye gülünür mü?
Mozart Bugün 250 Yaşında
UĞUR’suz bir günün düşündürdükleri!..
Kurban Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Epifani Yortusu ve Kral Galetası
şünüyorum, Öyleyse Varım (Descartes)
Yılbaşı Gecesi Yaklaşırken
Ankara-Brüksel Diyaloğu...
BREL en büyük Belçikalı seçildi
Çağdaş Uygarlık Yolları Mayın Döşeli
Adile Naşit: Vazgeçilmez ve bir daha gelmez…
İntihar Komondosu Belçikalı Meryem
Dil ve Aşağılık Duygusu
ÖEK Üçlüsüne Ne Oldu?
Bayram Geldi Neyime
Ramazan Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah Mutluluk Ah!..
Değişim, Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa, Avrupa, Duy Sesimizi...
La Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle Dolu 55 Yıl
Tükenen Ömürler
Gurbetten Gelmişim...
Lahey'de Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den Mektup Var…
Nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa Davet
Köprünün altından daha çok sular akacak

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Yakup Yurt
Kem küm, lam lum!
Nuran Yelkenci
İlk Müslüman İş Kadını Hz. Hatice
Ayten Kılıçarslan
Yeni bir skandal!
Hidayet Kayaalp
Düşünmek farz mıdır?
Mahmut Aşkar
Yine Geldiler...
Orhan Aras
Tuna nehri akmam, diyor
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Hayrettin Çakmak
Memleketimden vehim manzaraları
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Fikret Ekin
İnsan ve İnsan
Veli Kalli
Gurbet Çilesi
M. Ali Aladağ
Almanya Tehlikeli Sinyaller Veriyor
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Biri bana anlatsın
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirleşme
Yılmaz Kuzucu
Mart mektubu
Şefik Kantar
Her şey hayallerle başlar
Sebahattin Çelebi
zifirî
Ozan Yusuf Polatoğlu
Vicdan Testi
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Enerjimizi Ulusal Sorunlarımızın Çözümüne Harcayalım
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Mustafa Can
Ben Uyumdan Yanayım, Ya siz..........
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç