|
BRÜKSEL
MEKTUBU
Yakup
YURT
|
|
|
yurtyakup@gmail.com
|
İTALYAN ASILLI BAŞBAKAN ADAYI : ELİO Dİ RUPO
Günümüz Belçika’sında, ülkede yaşayan on kişiden biri
vatandaş değil.
Hesaplamaya, Belçika vatandaşlığına geçmiş, fakat dört
büyüğü arasında bir yabancı bulunanları da eklerseniz,
yabancı kökenli vatandaş oranı % 25 e yaklaşır.
İnsanlık tarihinin ilk günlerinden beri, insanlar değişik
amaçlarla ve özellikle daha iyi yaşam koşullarına ulaşma
amacıyla, göç ettiler.
Fakat ekonominin mantığı ile düşünülecek olursa, sermayenin
her zaman en ucuz emeği tercih ettiği görülür.
Zaten günümüzün globalleşen dünyasında şirketlerin birer
birer kapanıp ucuz emek olanağı sunan fakir ülkelere göçmesi
de bundandır.
Madenlerde veya taş ocaklarında ise şirket taşıma olanaksız
olduğundan işgücünün madenin veya taş ocağının olduğu yere
getirilmesi sağlanır.
İşte İtalyan halkının bir bölümünün başına gelen de budur.
1914-1918
birinci dünya savaşı Avrupa ülkelerinde büyük hasara sebep
oldu.
Özellikle Belçika ve İtalya’da.
Fakat Belçika hemen yola koyuldu.
Ve birkaç ay içinde fabrikaların ve kömür ocaklarının çoğu
eski üretim kapasitelerine kavuştular.
İtalya ise, tam tersine, savaştan çıkışta bocalayıp
duruyordu.
Siyasi rejim beklenmedik ve sert çalkantılar yaşıyordu.
Fakirlik yayılıyor, Mussolini sinsi sinsi zemin kazanıyor ve
hazırlanıyordu.
Gençlik yıllarında hızlı bir solcu olan Mussolini, 1922
yılında, 30 faşist milletvekili tarafından desteklendi ve
önemli bakanlıkları ele geçirdi.
İki yıl sonra, 535 milletvekilliğinden 405 ini kazanarak
çoğunluğu aldı, muhalefeti bertaraf etti ve diktatörlüğünü
kurdu.
Bunun üzerine, binlerce İtalyan vatanlarını terk etmeye
başladı.
İşte bunlardan bir bölümü Belçika’ya geldiler ; zira ağır
sanayinin yeni işçilere ihtiyacı vardı.
1922 yılında bir tek İtalyan işçinin çalıştığı
Bois-du-Luc’te 1923 yılında bu sayı 153 e bir yıl sonra ise
170 e ulaşmıştı.
Bu andan itibaren, şarbonaj tabir edilen kömür ocaklarında
çalışan İtalyan işçi sayısı dört veya beş bine ulaşarak
toplam peronelin % 3 ünü oluşturdu.
Ve bu oran giderek arttı : Belçika’daki İtalyan işçi sayısı
1930 yılında 20 000 iken bu sayı 1940 yılında 35 000 idi.
Mussolini’nin iktidara gelmesiyole birlikte, her yerde
olduğu gibi Belçika’daki İtalyan Büyükelçiliği ve
Konsoloslukları da İtalyan faşizminin simgeleri haline
geldiler ve göçmen İtalyan işçilerin rejime desteğini
sağlamaya çalıştılar.
Fakat İtalyan göçmenlerin büyük çoğunluğu anti-faşisttiler.
Yine de Mussolini kendilerini kandırmak için elinden geleni
esirgemez.
Charleroi’da İtalyan okulları açılır ve bu okullar faşist
denetim altındadır.
Belçika’daki İtalyan kütüphaneleri bile faşist otoritenin
eline geçer ve kitaplar sansürden geçer.
Ayrıca, muhbirler İtalyan Büyükelçiliğine Belçika’daki
İtalyan antifaşistler hakkında haftalık raporlar verir.
Bu raporlar Roma’ya gönderilir, açılan dosyalara istinaden
İtalyan polisi Belçika polisinden sık sık bu kişilerin
yakalanmasını ister ve elde eder.
Kısacası Belçika’daki İtalyanlar güvencede değildiler ve
Konsolosluklarının değişik baskılarına maruzdular.
Belçika’da, bir pasaport veya resmi bir belge edinmek için
ya faşist bir örgüte üye olmak, ya da Duçe’ye saygı ve
sadakat anlamına gelen bir imza atmak gerekiyordu.
Aksi takdirde, son derece elzem bu belgeleri (doğum kayıt
örneği gibi) ilânihaye beklemek gerekiyordu.
23 Haziran 1946
tarihinde imzalan bir sözleşme ile 50 000 İtalyan işçisinin
Belçika kömür ocaklarına gönderilmesi kararlaştırıldı.
Bu sözleşmenin 11.ci maddesi İtalyan Hükûmeti’nin haftada 2
000 işçi göndermesini öngörüyordu.
Sözleşme kapsamı altı ayda tamamlandı.
1952 yılında Belçika kömür ocaklarında çalışan aktif
İtalyan sayısı 48598 ile rekor bir sayıya ulaştı.
Kısa adı FEDECHAR olan Kömür Federasyonu Milan Garı
çevresinde istihdam çalışmaları başlattı.
Belçika’ya çalışmaya gelecek, kendilerini meçhul bir
maceraya atacak adayları Belçikalı doktorlar seçiyorlardı.
Çalışma yerleri genellikle kömür ocakları ve ağır sanayi
olunca dayanıklı unsanlar seçmek gerekiyordu.
O nedenle tıbbî kontroller sıkıydı, istihdam çalışmaları
yavaş ilerliyordu ve çok aday muayenede çürüğe ayrılıyordu.
Göç hareketini desteklemek adına, FEDECHAR reklam
kampanyaları düzenliyor, her yeri afişlerle donatıyor, kısa
belgesel filmler hazırlatarak Belçika kömür ocaklarının
sempatik yüzü tanıtılıyordu.
Milan ile Brüksel arası yolculuk iki gün sürüyor; bu
yolculukta uzun konvoylar oluşuyordu. Uzun bir bekleyişten
yorgun düşen genç ve sağlıklı İtalyanlar büyük hayallerle
belki de hiçbir zaman göremeyecekleri o güzelim
memleketlerini terk ediyorlardı.
Brüksel’den işçilerin çalışacakları değişik kömür ocaklarına
doğru dağıtım yapılıyordu.
Bu dağıtımda aile bağları da dikkate alınıyordu. Tercümanlar
ve işletme delegeleri elzem formaliteleri ve diğer şahsi
meseleleri hallediyorlardı.
Otobüs ve trenler işçileri kendilerini bekleyen ve
kalacakları kantinlere taşıyorlardı.
Yıllar geçtikçe madencilerin sağlığı bozuluyordu.
Hastalıklar dışında, madenlerde ölümcül kazalar oluyordu.
1946 ile 1955 yılları arasında 488 İtalyan işçi Belçika
kömür ocaklarında can vermişti. Derken, 8 Ağustos 1956 günü
Marcinelle’deki Bois-du-Cazier kömür ocağında
136 sı İtalyan olmak üzere 262 işçinin can verdiği o lanetli
trajedi yaşandı.
Bu olayın etkileri büyük oldu.
Kömür ocaklarında güvenlik önlemleri arttırıldı ve
Belçika’ya İtalyan göçü durduruldu.
Marcinelle faciası Belçika’ya İtalyan göçünün trajik
destanına son noktayı koydu; her alanda uyum süreci
güçlenerek devam etti.
Göçmenlerin karşılaştığı en büyük sorun konut sorunu oldu.
Tabii ki söze verilen ve öngörülen kantinler vardı, ama
koşullar dayanılacak gibi değildi ve kömür işletmeleri
verdikleri sözleri tutmuyorlardı.
Kiralık bir ev bulmak neredeyse imkansız gibiydi, zira
Belçikalı ev sahipleri yabancılara kiraya vermek
istemiyorlardı.
Bazı evlerin kiralık afişlerinde, "hayvanlara ve
yabancılara" kiralanmaz yazıyordu.
Yani başlangıçta uyum hiç kolay değildi.
Kömür ocaklarında, Belçikalı ve İtalyan madenciler arasında
geçimsizlik vardı.
Zira İtalyanlar daha fazla kömür çıkarıyor ve
Belçikalılardan daha fazla para kazanıyorlardı. Maden
mühendisleri de çoğu zaman Belçikalılar ve yabancılar
arasındaki gerginliği körüklüyorlardı.
İtalyanların sürekli Belçika’da kalma bilinci geç gelişti.
Belçikalı yetkililer de ancak 80 li yıllarda uyum
politikaları sergilemeye başladılar.
Zaman içinde İtalyan sayısı ve İtalyan oranı azalmaya
başlıyor ve genç nesiller genellikle Belçika vatandaşlığına
sahipler.
İlk İtalyan göçmen nesli köylü kökenli olsa da, ikinci nesil
işçi sınıfına ‘terfi’ etmişti.
50 li yılların sonunda, birçok İtalyan yorgun, sağlıksız ve
emekli maaşına hak kazanmaksızın dönmüşlerdi ülkelerine.
Zira kömür ocaklarında çalışma süreleri yeterli değildi.
Silokoza bağlı olarak emekli maaşı alamıyorlardı, zira bu
hastalık tazminata muhatap mesleki hastalık olarak kabul
edilmiyordu.
Bu kişilere yardım için, sol eğilimli siyasi partilerin
zorlamasıyla, İtalyan hükûmeti, 27 Temmuz 1962 tarihinde bir
yasa çıkartır, Belçika hükûmetinin üstlenmesini beklerken
silikoz hastalığını tazmin edeceğini taahhüt eder.
Belçika hükûmeti bunu 24 Aralık 1963 tarihinde tanır ve yasa
1964 Ocak ayında yürürlüğe girer.
1964 yılında, silikoz nihayet mesleki hastalık olarak kabul
edilir.
Hak yerini bulur.
Belçika’da kalacak olup, bu hastalık nedeniyle erken emekli
edilen İtalyanlar ile genelleme yapılarak "A la
mutuel, kö la vi est bel/Sigortada yan gel yat, oh ne güzel
beleş hayat" şarkısı mırıldanarak dalga geçilecekti.
Yani bu anlayışa göre, göçmenlerin yegâne geliş amacı
Belçika’nın Sosyal Güvenlik sistemini asalak gibi
kullanmaktı !
İtalyanların uyumu başarılı mı, değil mi ?
Genellikle evet, ama yine de genelleme yapmak yanlış olur.
Hemen Enzo Scifo, Elio di Rupo veya Adamo gibi ünlüleri
sıralayıp Belçika’da yaşayan 300 000 İtalyan asıllının
hepsinin başarılı olduğunu söylemek yanlış olur.
Fakat şurası ASLA unutulmamalı ki, ne İtalyanlar ne de başka
milletler Belçikalıların işini "çalmak "
için gelmediler.
Tam aksine, Belçika’nın bugünlere gelmesine katkı sağladılar .
Yabancılar olmasaydı, Belçika ekonomisi asla bugünkü
konumuna gelemezdi.
Öyle olsaydı 18.07.1951 doğumlu, 1983 yılından beri Mons
kenti Uluslararası Aşk Filmleri Festivali’nin kurucusu,
sürekli papyon kravat takan, Léopold nişanı sahibi, Belçika
Farmasonluğu üyesi ve eşinselliğini alenen ilk ifşa eden,
bilim doktoralı, frankofon Sosyalist Partisinin tartışmasız
lideri Elio Di Rupo isminde birini Kral Albert
II büyük bir ihtimalle Başbakanlık ile sonuçlanacak olan
önmüzakereci görevine getirir miydi ?
Şunu itiraf etmeliyim ki bu yazıyı yazarken aklımın bir
ucunda hep bütün hep ‘İtalyan’ sıfatlarını ‘Türk’
sıfatlarıyla değiştirme sabit fikri vardı...
Golaballeşmeyi dayatan günümüz dünyasında sermaye ve medya
desteğini almayı başaran herkes, her yere ve makame
gelebilir.
Yeter
ki gerekli niteliklere sahip olun...
Yakup Yurt (c)
yurtyakup@gmail.com
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Seçtiklerimiz
bizi nereye götürüyor?
MR
aradığı kahramanı bulabilecek mi ?
İTALYAN
ASILLI BAŞBAKAN ADAYI : ELİO Dİ RUPO
BRÜKSEL
ADLİYESİ’NDE ÇİFTE CİNAYET…
FACEBOOK’TA
FİLOZOFİK ETKİLEŞİM…
19
MAYIS 1919 – 19 MAYIS 2010 : NE DEĞİŞTİ?
KİMLİK
Mİ ÖNEMLİ, KİŞİLİK Mİ ?
HALKIN
DERDİ SEÇİM DEĞİL, GEÇİM…
MARİANNE
THYSSEN BAŞBAKAN OLABİLİR Mİ ?
DURUM
KÖTÜ, AMA NABIZ ATIYOR…
Eski
Belçika bitti, yenisi yolda…
BUGÜN
23 NİSAN
2030’DA
BRÜKSEL …
BATI
SİSTEMİNİN İFLASI…
SUÇ
TERCÜMANDA…
YAZMA
NEDENLERİM
GÖÇ,
HAYALLER VE IRKÇILIK
TACİZ
Mİ, CİNSEL HACİZ Mİ ?
KADINLAR, ERKEKLER VE İNSANLIK…
14
ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ VE 3S KURALI…
İKTİDAR-MEDYA
İLİŞKİSİ BULANIKTIR…
FACEBOOK
FIRTINASI : FAYDA VE ZARARLAR…
MARANGOZLUK
HATASI MI?
YAŞAMINIZ
NE KADAR İNSANİ
MUTLULUĞUN
FORMÜLÜ VAR MIDIR ?
NÜKSEDEN
DERTLER
EVLİLİĞİN
RENGİ
NOBEL
Mİ, TEŞVİK PRİMİ Mİ ?
KARABİBERİM’DEN
YORGUN DEMOKRAT’A ÖZÜR…
ÇİKOLATADAN
MİNARE İNŞAATI…
PARA
SAÇMA, AVUÇ AÇMA…
AH
DUVAR, VAH DUVAR…
FRANSA
PARA İLE İMAN İLİŞKİSİNİ YARGILADI…
İSTİHDAM
“HARAM”, İHRACAT “HELAL”
BUGÜN
SÖYLENECEK ÇOK ŞEY VAR !
Gemlik’e
doğru “zeytin dalı” göreceksin, sakın şaşırma…
AVRUPA’NIN
GELECEĞİ NASIL OLACAK ?
FRANSA’NIN
HOROZU
DOĞRU
TEŞHİS, ERKEN TEDAVİ
SEÇİM
Mİ GEÇİM Mİ ?
İLKBAHAR-SONBAHAR
SOHBETİ
Nefret
dolu birliktelikler…
NAZARETH
DAVASI
YAŞASIN
DOSTLUK, KAHROLSUN BAĞNAZLIK
REZALETİN
BÖYLESİ…
ÇETİN
ALTAN’A KÜLTÜR VE SANAT BÜYÜK ÖDÜLÜ
SOĞUKLARDA
HAVADAN SUDAN DERTLEŞME…
AYDINLAR
VE DERİNLİKLER…
UMUDUMUZ
HERMAN…
BAYRAM,
NOEL, YILBAŞI: PAMUK ELLER CEBE !
KRAL
ÇIPLAK, YA DA PUJADİZMİN AYAK SESLERİ…
KURBAN
BAYRAMI DEYİNCE AKLIMA GELENLER!
AT
BİR E-POSTA, AL BİR E-BEBEK…
PARAYA TAPANLARIN EMEĞE SAYGISI OLUR MU ?
GÜNEŞ
DOĞMAK İÇİN BATAR ?
Obama
Matonge’nin Yıldızı
HEY
OBAMA OBAMA, ODUN LAZIM SOBAMA…
CUMHURİYET
NE DEMEK ?
24
Ekim 1967-24 Ekim 2008 : TAM 41 YIL OLDU BELÇİKA’YA GELELİ…
TÜRBÜLANSTAN
KORKMAYIN, UÇAĞIMIZ DÜŞMEYECEK…
BRÜKSEL’DE
BURUK BİR BAYRAM GÜNÜ…
27
Mayıs’tan 12 Eylül’e giden süreç ve sonrası
SIK
SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
DARBELERLE
DOLU 58 YIL
GEMİDE
KAPTAN VE PUSULA VAR MI ?
1968-
2008 : 40 YILDA NEREDEN NEREYE ?
24
NİSAN 1982 YANGINI VE “CEBELER”
“SİAMO
MOLTO ADDOLORATİ”
En
büyük terör ırkçılıktır
Doğum
günümde yaşamımdan kesitler
Güvenoyu
mu, mayınlı tarla mı
Tarihte
bugün...
Kaptan
Pilot Yves'in Ulusa Seslenişi
Irkçılık
umutsuzluktan besleniyor...
İnanc
düşmanı özgürlük havarisi
Seyir
devleti ve Sarkozy
Rehberlik
nedir, ne değildir
Yoğurt
tuttu mu, tutmadı mı, yakında görülecek…
Danke
Şön Dazlak
Brüksel’de
durum ne?
Medya
diktatörlüğü, gönül körlüğü
Sisli
havada siyaset
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler!
07
Aralık dört iyi insanımızın öldüğü kötü bir gün…
Belçikalılaştıramadıklarımızdanmısınız?
İstanbul’a
gay belediye baskanı mı? Vay anasını…
Ah
Belçika, vah Belçika
Bayram
geldi neyime!
Bugün
19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı (mı)?
SARKOZY
VE SEÇİMLERE BİR AY KALA
BELÇİKA'DAKİ DURUMUMUZ...
Gerçek
tek, yorumlar farklı...
Kem
küm, lam lum!
MERİNOS
KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
BRÜKSEL'E
KAR YAĞDI, GÖNLÜM ÜŞÜDÜ…
Yılbaşı
bahane, dostluk şahane
Yılbaşı
gecesi yaklaşırken
Küresel
Sessizlik
İmkansızı
olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Korku
Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Bugün
23 Nisan
Tarihte
ve gelecekte kadının yeri
Mösyö
Sarkozy kimdir?
Esti
Nesim'i Bahar, Ya da Nevruz Ateşi
Darbede
Doğan Deniz
Kısır
Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Edison
lambaya püf dedi!
Her
şeye gülünür mü?
Mozart
Bugün 250 Yaşında
UĞUR’suz
bir günün düşündürdükleri!..
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Epifani
Yortusu ve Kral Galetası
Düşünüyorum,
Öyleyse Varım
(Descartes)
Yılbaşı
Gecesi Yaklaşırken
Ankara-Brüksel
Diyaloğu...
BREL
en büyük Belçikalı seçildi
Çağdaş
Uygarlık
Yolları
Mayın
Döşeli
Adile
Naşit: Vazgeçilmez ve bir daha gelmez…
İntihar
Komondosu Belçikalı
Meryem
Dil
ve Aşağılık Duygusu
ÖEK
Üçlüsüne Ne Oldu?
Bayram
Geldi Neyime
Ramazan
Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah
Mutluluk Ah!..
Değişim,
Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa,
Avrupa, Duy Sesimizi...
La
Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle
Dolu 55 Yıl
Tükenen
Ömürler
Gurbetten
Gelmişim...
Lahey'de
Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den
Mektup Var…
Nereden
geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa
Davet
Köprünün
altından daha çok sular akacak
SAYFA
BASI
|