|
1950’den
Mektup Var…
Bu gün e-posta kutumda bir yazı
buldum. Okudum. Çok hoşuma gitti. Sizlerle paylaşma
ihtiyacını hissettim. Doğum yılım
1950 olduğuna göre, demek ki adamlar en azından
benim doğduğum yıldan beri bizi bizden iyi tanıyorlar...
Sözü fazla uzatmadan mektubu aynen koyuyorum.
1950’de TCDD’de
(Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları) açılan “Management”
(İşletme) kurslarını yöneten uzmanların
başkanı Amerikalı Taliafero’nun konuşmasından
bir bölüm :
“Dünyada her ulusun
iyi ve kötü tarafları da vardır. Örneğin biz
Amerikalılar hoşgörüyü seven insanlarız,
insanlara iyilik etmesini
severiz. İyilik etmesini ve gerekirse insanlara yardım
etmesini de severiz. Fakat bir kötü tarafımız, her
şeyi para ile ölçmemiz, ona çok değer vermemizdir.
İngilizler çok değerli devlet adamları yetiştirirler.
Bunu en zor zamanlarda bile gösterebilmişlerdir. Disraeli,
Churchill, vs... Bence kusurları, bir parça,
hatta fazlasıyla kendilerini beğenirler ve başkalarına
yukardan bakarlar.
Fransızlara
gelince çok güzel dilleri vardır. Edebiyatta en ileri
uluslardandır. Sanatta da öyle. Bir defa Paris’e giden
bunu bilir. Fakat maalesef sözlerine pek güvenilmez.
Siz Türklere
gelince, Türklere nasıl ölüneceğini kimse öğretemez.
Onu çok iyi bilirler. Yalnız bu dünya yaşamak içindir
ve insanların iyi yaşayabilme sanatını da
bilmeleri gerekir. İki yıllık İşletme
Kurslarında tanıdığıma göre siz bonkör,
merhametli, kendi yiyecek ekmeğini bile başkasına
seve seve verebilen, yolda otomobilinin benzini biten ve aynı
zamanda parasız kalan yabancılara hiçbir çıkar
beklemeden benzin deposunu dolduran insanlarsınız. Kore
Savaşı ne kadar cesur olduğunuzu da dünyaya
kanıtlamıştır. Yalnız benim acizane görüşüme
göre sizin genellikle bir kusurunuz var. Maalesef bunun
sebebini kesin olarak araştırmaya imkân bulamadım.
Siz kollektif yaşamayı
sevmeyen, kıskanç insanlarsınız, bu da takım
halinde çalışmanıza engel olmaktadır.
Bence bu, sizin gibi insanların ilerlemesini geciktiren
en büyük faktördür.”
Fazla söze gerek yok ama,
Amerikalının ortaya koyduğu fotoğraf ana
hatları ile doğru gibi görünse de, sebep-sonuç
ilişkisi gereği bu durumun bir sorumlusu olması
gerekmez mi ? Halkı cahillikle suçlayan sözde aydınların
hiç mi suçu yok ?
Bu
tür “aydın”, değerli düşünür sayın
Ergun
Özgen’in o güzel anlatımı ile,
bilgi ile malûmatı sürekli olarak birbirine karıştırmış,
slogan kolaycılığı içinde kendine göre
çözüm aramış, olayların içinde kendisi
yoksa o işi mutlaka yanlış kabul etmiş,
bir şeyin yanlış olduğunu iddia ettiğinde
o yanlışın karşıtı olan doğruyu
söylemek iradesini gösterememiş ve bunun gibi kendi
mantık paradoksu içinde, kendisini görmeden, başkalarından
farklı olduğuna kendisini inandırmış
ve fikir hareketlerinde çözümleyici sonuçlar üretmek
yerine sürekli kavram kargaşalarına malzeme üretmiştir.
Batı toplumlarının
aydınları bugün ulaştıkları fikri ve
fiili düzeylerini bilimsel temele dayalı, felsefi
seviyesini evrensel değerleri çıkarları yönünde
arayan bir gerçekçilik içinde, kendi kültür çizgisinde
ve kendine özgü olarak, kopyalamaktan uzak bir şekilde,
yine kendi gerçeğini yakalayarak ve bir kimlik oluşturarak
şekillendirmiştir.
Türkiye’de aydın olarak
kabul edilen kadrolar, Tanzimattan
bu yana, tercüme değerler üzerinden modeller oluşturma
kolaycılığına yönelmişlerdir. Değişen
modalara uyarak yükselen değerlere kuyruk olmuşlardır.
Ve bu diyalektik sürmektedir. Muhtemelen çeyrek asır
sonra, Çin
ağırlıklı bir güç gösterisinin dünya
siyaset sahnesinde yer almasından sonra, bu muhteşem
aydınlarımızın Çin modasına uyduklarını
görmek şaşırtıcı olmayacaktır
!..Kısaca her modaya uymuşlar, bir tek kendileri olamamışlardır.
Onlar için kopya olmak kişilik sahibi olmaktan çok daha
önemlidir. Doğal olarak istisnalar hariç, bu tür
kopyacıların toplum önünde inandırıcılıkları
her geçen gün azalmaktadır...
Gördüğünüz gibi, değerli
okuyucular, bir mektuptan yola çıktık ve söz
nerelere uzandı...Hayatın kendisi de öyle değil
mi zaten ? Kıssadan hisse : Başkalarını sevelim, ama kendimize dönelim, biz başka
güzeliz...
Hakkınızı helâl
edin ; zira gidipte dönmemek var, dönüpte görmemek var...
Herkese iyi tatiller...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
1950’den
Mektup Var…
Nereden
geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa
Davet
Köprünün
altından daha çok sular akacak
SAYFA
BASI
|