|
MERİNOS KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
Tanrım ne kadar çabuk geçiyor
zaman! Ömrümüzden dakikalar azalıyor, yolculuğumuzun son
durağına yaklaşıyoruz aheste aheste… Bayramdı, yılbaşıydı
derken, koca ocak ayı da sona erdi ve girdik şubata. Ve
yarın 2 Şubat 2007. Beni en az elli yıl geriye götüren bir
yıldönümü geldi çattı.
Ben size Bursa desem aklınıza
ilk gelen nedir? İskender kebap mı, Hacivat ile Karagöz mü,
Uludağ mı, Yeşil Türbe mi, Ulu Cami mi, Muradiye mi,
otomotiv mi, ipek mi, havlu mu, bıçak mı, Emir Sultan mı,
kestane şekeri mi, kılıç-kalkan mı, kaplıcalar mı, şeftali
mi, Çelik Palas mı, Zeki Müren mi, Yeşil Timsahlar mı,
Merinos mu?
Çok kişi bunların hemen hemen hepsini bilir veya duymuştur
en azından. Ama ya sonuncu kelime, yani
Merinos'un ne anlama geldiğini pek az kişi bilir.
Merinos öncelikle kaliteli yün veren
kıvırcık bir koyun türüdür. Bu yünden dokunan kumaşlar çok
değerlidir. İşte bu nedenle 28 Kasım 1935 tarihinde İsmet
İnönü tarafından Bursa'da temeli atılmış ve 2 Şubat
1938 günü Atatürk tarafından işletmeye açılmış
bir fabrikanın da adıdır. Sümerbank Merinos Yünlü Sanayi
Dokuma Fabrikası Türk ekonomi tarihinin simgelerinden
birisi haline gelmiş tekstil fabrikasıdır. Türkiye
tekstilinde Merinos'a "yünlü fakültesi" yakıştırması
yapılmıştır.
Kapatılana kadar Türk Silahlı Kuvvetleri
için giysi üretimi yapmış ve 2004 yılında Özelleştirme
Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından kapatılmıştır. 2004 yılında
fabrikanın arazisi ve üzerindeki taşınmazlar ücretsiz olarak
Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne tahsis edilmiştir. Günümüzde
Merinos Kentsel Dönüşüm Projesi adı verilen bir proje
kapsamında Merinos tesislerini yeniden kente kazandırmak
için çalışmalar sürmektedir. Bu proje açık arazinin Merinos
Kültür Parkı adıyla yeşil saha oarak düzenlenmesini; Atatürk
Kongre ve Kültür Merkezi adıyla İstanbul Lütfü Kırdar Kongre
Sarayı'ndan daha büyük bir kongre merkezi inşasını; bölgede
Ulusal Tekstil Müzesi, Modern Sanat Müzesi ve Spor Müzesi
oluşturulmasını içeriyor. Yine projeye göre Merinos
Tesislerini'nin müdür evi, iplik işletmesi, tabldot salonu,
su kulesi, soğutma kulesi ve puantörlük yapıları
korunacakmış.
Merinos bir zamanlar Balkanların ve
Ortadoğu'nun en büyük tesktil tesisi diye övünürdük. Onun
ayrıca simgesel değeri de ziyadesiyle fazlaydı. Çünkü
1933-1937 yılları arasında uygulanan ve de ilk sanayi
tesislerimizin kuruluşunun yolunu açan Birinci 5 Yıllık
Kalkınma Planı kapsamında kurulmuştu.
Bu fabrikanın kuruluşu ile Türkiye'de
Merinos cinsi koyun yetiştirilmeye başlandı. Bu koyunların
tüyü ile dokunan yün kumaşlar dünya piyasalarının en çok
aranan kumaşları arasına girdiler. Çocukluğumda duymuştum.
Zengin veya diplomat bir Türk Paris veya Londra'da lüks mal
satan bir kumaş dükkanına girer. Çok uzun incelemeden sonra
epeyce pahalı ve kaliteli bir kumaş beğenir. Kumaşın
kenarına bakınca ne görsün : Merinos, Made in Turkey!
Fabrikada 6 bin kişi çalışıyor,
aileleri ile birlikte 30 bin kişi bu fabrikadan geçimini
sağlıyordu. ÖYK önce fabrikadaki üretimin durdurulmasına ve
işletmenin kapatılmasına karar verdi. Kapasitesini artıracak
ve modernleştirecek bir sermaye grubuna satılması
beklenirken 318 dönüm fabrika arsası Bursa Belediyesi'ne "bila
bedel" devredildi.
Milliyet ekonomi yazarı Güngör Uras
üstad 21 Eylül 2005 tarihli "Merinos'un makinelerini söktük
hurdacıya sattık" başlıklı makalesinde "sattığımızı "öyle"
satıyoruz, satamadığımızı "böyle" kapatıyoruz. Sonra da
bunun adına "özelleştirme" diyoruz…" "Baba baba satanlar"
sanki kendi babalarının malını satıyorlar… Ne günlere kaldık
yarabbi!
Özerk yapıya kavuşmuş rasyonel çalışan
bir Devlet Planlama Teşkilatının hazırladığı beş yıllık
kalkınma planlarına, yani Atatürk felsefesinin özüne,
dönmenin tam zamanı diye düşünmekten kendimi alamıyorum bir
türlü. Benim gibi statükocu cahil bir dinozor başka ne
düşünebilir ki zaten. Eski güzelliklerin korunmasını savunan
bir muhafazakarım galiba… Hem de eski Bursa'sını geri
isteyen bir ütopyacı mıyım acaba? Eğer duş almak
ilericilikse, Eski Kaplıca'nın göbek taşına yatmayı, kese
yaptırmayı seven, natırının hatırını sayarak bahşişini bol
veren bir gericiyim ben. Ama en azından ne olduğunu bilen.
Kendisiyle barışık, yerel ile evrensel arasında denge
kurmayı başaran bir insan. Peki, ya siz kimsiniz?
Tarihine sahip çıkmayanların geleceğini
başkaları belirler…
Brüksel, 01 Şubat 2007
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
MERİNOS
KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
BRÜKSEL'E
KAR YAĞDI, GÖNLÜM ÜŞÜDÜ…
Yılbaşı
gecesi yaklaşırken
Küresel
Sessizlik
İmkansızı
olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Korku
Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Bugün
23 Nisan
Tarihte
ve gelecekte kadının yeri
Mösyö
Sarkozy kimdir?
Esti
Nesim'i Bahar, Ya da Nevruz Ateşi
Darbede
Doğan Deniz
Kısır
Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Edison
lambaya püf dedi!
Her
şeye gülünür mü?
Mozart
Bugün 250 Yaşında
UĞUR’suz
bir günün düşündürdükleri!..
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Epifani
Yortusu ve Kral Galetası
Düşünüyorum,
Öyleyse Varım
(Descartes)
Yılbaşı
Gecesi Yaklaşırken
Ankara-Brüksel
Diyaloğu...
BREL
en büyük Belçikalı seçildi
Çağdaş
Uygarlık
Yolları
Mayın
Döşeli
Adile
Naşit: Vazgeçilmez ve bir daha gelmez…
İntihar
Komondosu Belçikalı
Meryem
Dil
ve Aşağılık
Duygusu
ÖEK
Üçlüsüne Ne Oldu?
Bayram
Geldi Neyime
Ramazan
Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah
Mutluluk Ah!..
Değişim,
Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa,
Avrupa, Duy Sesimizi...
La
Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle
Dolu 55 Yıl
Tükenen
Ömürler
Gurbetten
Gelmişim...
Lahey'de
Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den
Mektup Var…
Nereden
geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa
Davet
Köprünün
altından daha çok sular akacak
SAYFA
BASI
|