·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BRÜKSEL MEKTUBU

               Yakup YURT

 

yakup.yurt@skynet.be


NEREDEN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? 

Önce Ankara Antlaşması imzalandı, sanırım 1962 yılında. Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Devletleri arasında. Otuz beş yaşını aşmamış – şair Cahit Sıtkı boşuna dememiş yolun yarısı eder diye - olma birinci koşul. İkincisi ve en önemlisi de Avrupalıların seçtiği hekimden sağlam raporu almak. Sırım gibi Anadolu yiğitleri doldular trenlere, vapurlara, otobüslere ve böylece başladı umuda yolculuk. Elde küçük bir valiz, cepte birazcık para. Geride kaldı yaşlı atalar, gözü yaşlı çoluk çocuk.
Almanlar davul zurna ile karşıladı "misafir işçilerini". Yani kalıcı değil, biraz kalıp gidici. Bana gel, suyunu ver limon gibi ve sonra ülkene dön posa olarak der gibi birşey. Belçikalılar ise "göçmen işçi" dediler onlara. Aile birleşimi kapılarını açık tuttular baştan beri. Yani gel yerleş, kur evini, getir karını ve çocuklarını da buraya. Ve çocuk yapmaya devam et, çünkü çocuk parası vereceğim sana bol bol, dört çocuktan sonra vergi de ödemeyeceksin dendi onlara. Doğum oranı ölüm oranından daha düşük Belçika'da. Yerli nüfus yaşlanıyor, demografi (nüfusbilim) bozuk, faal nüfus yenilemiyor kendi kendini… Bizim kadınlar bireysel özgürlüklerini, vücut özerkliklerini, ekonomik bağımsızlıklarını aldılar bir kez 68 kuşağının etkisiyle. Erkeklerimiz onları seçmiyor, onlar erkek seçiyorlar. Yatıyorlar, ama çocuk yapmıyorlar. Ekonomilerimizi sizlere muhtaç ettiler, çok ayıp doğrusu!
Biz sizden fazla bir şey beklemiyoruz. Bizimkilerin yapmak istemediği pis, tehlikeli, sağlığa zararlı, ağır işleri yapın yeter. Bak iyi para vereceğiz sizlere, boşuna değil herhalde. Akıllı, mantıklı, duygulu, kültürlü, tahsilli olmanıza gerek yok. Yapacağınız işler bunları gerektirmez. Kömür ocaklarında, metallürjide, kimyada, inşaatta, fabrikalarda gece postalarında çalışacaksınız nasıl olsa. Toz yutacaksınız, kaza geçireceksiniz, meslek hastalıklarına yakalanacaksınız. Önemli mi canım? Paranızı vereceğiz dedik ya ! İtaatkâr olun yeter. Sosyal haklar cennetinde yaşatacağız sizi. Hem siz haram sevmezsiniz. Kısa sürede otomobiliniz de olacak. Ehliyetinizi postacı kutunuza atacak. Karınız yoksa veya gelemediyse hiç üzülmeyin. Bizim sarışınlar sizin kara bıyıklarınızı çok seviyorlar - özellikle paralarınızın ödendiği günlerde! Hey gidi güçlü Türk erkekleri, gösterin bakalım kendinizi. Hem Fransızcada güzel bir deyim var : Türk gibi kuvvetli! Kore'de de sırtınızı sıvazlayıp benzeri şeyler yaptırmadık mı size? Kore nire, Türkiye nire? Hem çok istiyordunuz Avrupa'ya girmeyi. 1566 da yorulup Viyana'dan dönmediniz mi? Buyrun şimdi içeri.
Anladınız değil mi? Bizim bir çift kola ihtiyacımız var sadece. Düşünme ve duygusallık gerekmiyor. Belçikalı bir sosyolog (toplumbilimci) bir televizyon programında aynen şöyle dedi : "Biz onları kol olarak getirttik, fakat şimdi anlıyoruz ki kalpleri de varmış. Hayret doğrusu!" Çok çalışın, kötü ve ucuz yaşayın, para biriktirin, ülkenize dönünce adam muamelesi yapsınlar. Hem senin ülkende "paran kadar konuş", "kaç paralık adamsın", "köşeyi dönme" gibi deyimler çok sık kullanılıyormuş.
Avrupa ile entegrasyon mu, uyum mu, bütünleşme mi? O da neymiş? Sen buraya çalışmaya geldin. Unut öyle şeyleri. Onları zamanı geldikçe yavaş yavaş konuşur, yavaş yavaş çözeriz. Haydi sen işine bak. Kendi mahallende otur, kendi kahvelerine git, kendi dilini konuş. Sen buraya bizimle konuşmaya gelmedin ki! Senin yerin belli, rolün belli. Hem ne pislik yapacaksanız kendi aranızda yapın, bize dokunmayın, uzaktan sevelim birbirimizi. Bizim alt tabaka sevmese de sizleri, ekonomi kurmaylarımız çok memnunlar sizlerden. Her yerde Türkler çok çalışkan, çok dürüst insanlar diye söz etmiyorlar mı? Siz boş verin o birkaç besleme ırkçının dediklerine, yaptıklarına, yaktıklarına... 

Korkmayın biz gereğini yaparız. Burada demokrasi var, insan hakları var. Derdinizi anlatmanız için tercümanlar var. Buraya gelmek için can atanlar var, hayatını tehlikeye atanlar var, iltica edenler var, sahte evlilik yapanlar var, kaçaklar var, hapiste yatanlar var, sınırdışı edilenler var, sömürenler var, sömürülenler var, uçaklar var, gemiler var, cenaze dernekleri var… Olacak o kadar… sizde TV programı değil mi? Hem şunu bilin ki bizim buradaki işler iyi gitmezse, sizin oradaki işler hiçbir zaman düzelmez. Sizinkiler tarım ürünü, işgücü, gelin, damat ihraç ediyorsa, bizimkiler de savaş ihraç ediyor. Çok çabuk dolduruşa geldiğinizi de biliyoruz ayrıca. Sonra yediririz sizleri sizlere. Ona göre ayağınızı denk alın, dediğimizi yapın, ukalalık istemez! Hem biz size gerçekten hayranız, ama gizli bir hayranlık bu. Helâl olsun size. Nasıl başardınız şu 20 senedir % 100 enflasyon ile yaşamayı ve bu arada % 5-6'lık bir kalkınma mucizesini? Hem bu arada Nataşa'ları da ihmal etmeden, hakkını her yönüyle vererek ve de karşılığını alarak. Kayıtsız ekonomi, çocukların çalıştırılması, hayali ihracat, uyuşturucu trafiği, sokak çocukları, boğaz köprüsünden atlayanlar, dama çıkanlar, başbakanlık önünde soyunanlar, vergi kaçıranlar, yurtdışına kaçanlar… bunların hepsi faso fiso. Sizin başarılarınızı çekemeyenler uyduruyor bütün bunları! Biz kulak asmıyoruz. Siz de asmayın. Sıkmayın tatlı canınızı.
İlk hedefiniz çaktırmadan Belçikalılaşmaktır. İleri!.. 

NOT : Ufak tefek yerel farklılıklara rağmen, bu yazının içerdiği ve sunduğu fotoğrafın yurttaşlarımızın yaşadığı tüm Avrupa ülkeleri için de geçerli olduğuna tüm içtenliğimle inandığımı belirtmek isterim. Bizler gerekli ve yeterli bilinç düzeyine ulaşmadıkça ve haklarımızı savunmak için yerel gerçeklere uygun şekilde örgütlenmedikçe, her zaman, orada ve burada, bizleri gütmek isteyenler olacaktır. Unutmayalım ki güdenler, kötü bile olsalar, çıkarlarını insan haysiyetinin üstünde gören insanlardır. Güdülmeyi kabullenenler ise insanlık bilincini yakalamak için yeterince gayret göstermeyen veya gösteremeyen teslimiyetçi zihniyet sahipleridir. Benliğimizi korumaya evet, evrenselliği inkâra hayır !.. 

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa Davet
Köprünün altından daha çok sular akacak

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Yakup Yurt
Nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Mahmut Aşkar
İdealizmle Modernizm Arasındaki İnsan
Mustafa Can
Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
Ayten Kılıçarslan
Göçelim, ancak göçen olmayalım!
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-5
Yılmaz Kuzucu
„Moschee Weg“ ve Yeni Cami
Sebahattin Çelebi
Ben İstanbul’dum
M. Ali Aladağ
Bayrakla Göbek Bir Arada Olunca...
Üzeyir Lokman  Çaycı
Hamamlar
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Orhan Aras
Aman da beyler kavgadan geldim yorgunum...
Nuran Yelkenci
Tarihten Günümüze Sahte Dindarlar
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Hasan Kayıhan
Avrupa Türkçesi veya Eurotürkisch
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç