|
BRÜKSEL
MEKTUBU
Yakup
YURT
|
|
|
yakup.yurt@skynet.be
|
YAŞASIN DOSTLUK, KAHROLSUN BAĞNAZLIK
Geçenlerde internet sitelerinde sörf yaparken, günlük
Radikal gazetesinde çıkan Ahmet Korkmazer imzalı haberin
başlığı dikkatimi çekti.
Başlık “Türk ve Ermeni öğrencilerden ortak açıklama”
şeklindeydi.
Türkiye Üniversitelerinden 80, Ermenistan üniversitelerinden
20 öğrenci Ürgüp Dinler Otel’de bir hafta süren ve adına
Diyalog Kampı denilen bir kampta çeşitli etkinlikler
gerçekleştirmişler.
Kamp sonunda öğrenciler ortak görüşlerini, barış ve dostluk
özlemlerini dile getirmişler ve ortak bildiride özet olarak
“bizi birbirimize düşmanlaştırmayın” demişler.
Böyle güzel, insani ve barışçı dileklere aklı başında hiç
kimsenin itirazı olamaz.
***
İki gencin babası ve gövdesi yaşlansa da gönlü genç bir
insan olarak böyle güzel dilekleri destekliyor ve
alkışlıyorum.
Karşılıklı olarak samimi olmak şartıyla…
1974 veya 1975 yılında, yani 24-25 yaşımda genç bir
üniversite öğrencisiyken, kısa adı UCL olan tarihi Louvain
Katolik Üniversitesi’nin Fransızca eğitim gören öğrencileri
25 km mesafede, fakat Fransızca konuşulan Valonya’da
Ottignies kasabasının yakınında boş arazilerde yeni kurulan
Louvain-la-Neuve kampüs-kentinde fakülte inşaatları bittikçe
yavaş yavaş Leuven’den Louvain-la-Neuve’e “tehcire”
tabi tutulurken, Edouard Van Evenstraat’ta bulunan, kısa
adı C.I.E.E. olan Uluslararası Yabancı Öğrenciler Derneği
lokalinde başımdan geçen bir olayı anlatayım, okuduktan ve
ne demek istediğimi anladıktan sonra siz kendiniz karar
verin.
***
Öğrenci derneğinin Yönetim Kurulu üyesiydim.
O zaman Tıp öğrencisi, şu an Lübnan İçişleri Bakanı olan Dr.
Ahmad Fatfat’ın başkanlığı altında güzel çalışmalar
yapıyorduk.
Ve de hak ederek popülerdik tabii ki…
Lübnan iç savaşını tüm Arap ve Lübnanlı öğrencilerle
birlikte yaşadık günü gününe.
Toplantılar, yürüyüşler, paneller, konferanslar düzenledik,
bildiriler yayınladık, gazeteler çıkarttık.
Haklıydık veya haksızdık o ayrı mesele…
Ama sapına kadar dürüst ve samimiydik yaptıklarımızda.
Biz daha çok “bağlantısızlar” tabir edilen gruptan,
yani Üçüncü Dünyacı’ydık.
Filistin Kurtuluş Örgütüne para toplamak için kurşun kalem
bile sattım üniversite restoranı Alma 2 önünde.
Zengin değildik, ama mutluyduk.
Umutlarımız için “sürekli devrim” melodileri terennüm
ediyorduk.
Barbara, Léo Ferrer, Moustaki, Brassens, Aznavour, Bécaud,
Dassin, Ferrat, Nougaro, Montand, Le Forestier ve Brel
dinliyor, kendimizden geçiyorduk.
Paylaşmacı ve dayanışmacıydık !
İdeallerimiz, ütopyalarımız vardı insanlığın geleceğine dair.
Özellikle Arap kökenli öğrenciler beni çok severlerdi.
Kim bilir, belki de Osmanlı otoritesini temsil ediyordum
onların gözünde !
Falanjistler ve islamo-progressistler diye iki ana parçaya
bölünmüş Lübnanlı dostların benim yanımda Arapça
konuşmalarını yasaklamıştım.
Türkçemize sükût olarak girmiş kelimenin aslı
Arapçada “uskut” olup, sükûnet, sessizlik anlamına
gelir.
Uskut diye kükredimmi, ça va Yakup paşa, raïs (reis)
derlerdi gülerek.
Kavga etmelerini engellemeye çalışmam hoşlarına giderdi.
Benim yanımda inatla Arapça konuşmaya devam ettikleri gün
masalar, çatallar, bıçaklar havada uçuşmaya başladı
üniversite restoranında.
Her şeyin konuşulduğu, tartışıldığı, son derece demokratik
bir özgürlük ortamı mevcuttu.
Dernek lokalimiz randevulaşma, buluşma, konuşma, kahvenizi
yudumlarken gazete okuma, satranç veya iskambil oyunları ile
stres atma yeriydi.
Hatta iki ayrı masada ping-pong oynanıyordu.
Bir köşede piyanomuz bile vardı.
Özellikle öğlenleri ve akşamları dolup taşan, cıvıl cıvıl
bir ortam mevcuttu.
***
Ve o lokalde daha önce hiç görmediğim, uzun saçlı, sakallı,
hırpani kılıklı, Troçkist görünüşlü bir kişi piyanoda “Üsküdar’a
gider iken…” parçasının melodisini çalıyordu.
Hoşuma gitti, durdum, sessizce ve efendice sonuna kadar
dinledim.
Bitince de tanımadığım bu zatı sözlü olarak tebrik etme
gafletinde (!) bulundum…
Çaldığı parçanın Türkiye’de herkes tarafından sevilen ve
bilinen bir parça olduğunu söyledim.
Sen Türk müsün ? dedi bana.
Evet Türküm, ne vardı ? dedim ve kıyamet koptu.
-Vay adiler, vay şerefsizler, siz Ermenileri astınız,
kestiniz gibi şeyler söyleyerek yürüdü üzerime.
Her ne kadar medeni bir diyalog kurmaya çalışsam da nafile.
Adamın niyeti bozuk, elinden gelse dövecek ve dedelerinin
intikamını alacak…
Türklere düşmanlaştırılmış dengesiz bir şiddet yanlısı bu
genç bana saldırarak barışa katkıda bulduğunu sanıyordu
belki de…
Neyse gürültü patırtı üzerine Arap arkadaşlar koşuştular,
duruma el koydular.
Bana saldıran kişinin Ermeni kökenli Suriye’li bir öğrenci
olduğu anlaşıldı.
Arap
dostlar kendisine gözdağı verdiler.
“Yakup paşa’mızın” kılına dokunursan pişman ederiz seni
dediler, korkuttular.
Adam çekti, gitti ve bir daha da beni rahatsız etmedi.
Hayattaysa Arap öğrencilerin beni niçin öylesine sevdiğini
ve savunduğunu anlamaya çalışıyordur hâlâ, adım gibi eminim !
Kin, nefret ve öfkeyle hiçbir olumlu sonuca varılamayacağını
anlamıştır, umarım…
***
Son sözüm şu : Kahrolsun ırkçılık ve bağnazlık.
Yakup Yurt ©
Brüksel, 27 Şubat 2009
yakup.yurt@skynet.be
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
YAŞASIN
DOSTLUK, KAHROLSUN BAĞNAZLIK
REZALETİN
BÖYLESİ…
ÇETİN
ALTAN’A KÜLTÜR VE SANAT BÜYÜK ÖDÜLÜ
SOĞUKLARDA
HAVADAN SUDAN DERTLEŞME…
AYDINLAR
VE DERİNLİKLER…
UMUDUMUZ
HERMAN…
BAYRAM,
NOEL, YILBAŞI: PAMUK ELLER CEBE !
KRAL
ÇIPLAK, YA DA PUJADİZMİN AYAK SESLERİ…
KURBAN
BAYRAMI DEYİNCE AKLIMA GELENLER!
AT
BİR E-POSTA, AL BİR E-BEBEK…
PARAYA TAPANLARIN EMEĞE SAYGISI OLUR MU ?
GÜNEŞ
DOĞMAK İÇİN BATAR ?
Obama
Matonge’nin Yıldızı
HEY
OBAMA OBAMA, ODUN LAZIM SOBAMA…
CUMHURİYET
NE DEMEK ?
24
Ekim 1967-24 Ekim 2008 : TAM 41 YIL OLDU BELÇİKA’YA GELELİ…
TÜRBÜLANSTAN
KORKMAYIN, UÇAĞIMIZ DÜŞMEYECEK…
BRÜKSEL’DE
BURUK BİR BAYRAM GÜNÜ…
27
Mayıs’tan 12 Eylül’e giden süreç ve sonrası
SIK
SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
DARBELERLE
DOLU 58 YIL
GEMİDE
KAPTAN VE PUSULA VAR MI ?
1968-
2008 : 40 YILDA NEREDEN NEREYE ?
24
NİSAN 1982 YANGINI VE “CEBELER”
“SİAMO
MOLTO ADDOLORATİ”
En
büyük terör ırkçılıktır
Doğum
günümde yaşamımdan kesitler
Güvenoyu
mu, mayınlı tarla mı
Tarihte
bugün...
Kaptan
Pilot Yves'in Ulusa Seslenişi
Irkçılık
umutsuzluktan besleniyor...
İnanc
düşmanı özgürlük havarisi
Seyir
devleti ve Sarkozy
Rehberlik
nedir, ne değildir
Yoğurt
tuttu mu, tutmadı mı, yakında görülecek…
Danke
Şön Dazlak
Brüksel’de
durum ne?
Medya
diktatörlüğü, gönül körlüğü
Sisli
havada siyaset
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler!
07
Aralık dört iyi insanımızın öldüğü kötü bir gün…
Belçikalılaştıramadıklarımızdanmısınız?
İstanbul’a
gay belediye baskanı mı? Vay anasını…
Ah
Belçika, vah Belçika
Bayram
geldi neyime!
Bugün
19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı (mı)?
SARKOZY
VE SEÇİMLERE BİR AY KALA
BELÇİKA'DAKİ DURUMUMUZ...
Gerçek
tek, yorumlar farklı...
Kem
küm, lam lum!
MERİNOS
KOYUNU MU, GLOBAL SERMAYENİN OYUNU MU?
BRÜKSEL'E
KAR YAĞDI, GÖNLÜM ÜŞÜDÜ…
Yılbaşı
bahane, dostluk şahane
Yılbaşı
gecesi yaklaşırken
Küresel
Sessizlik
İmkansızı
olanaklı hale getiren devlet adamı: Bülent Ecevit
Korku
Bahçesinde Sevgi Yeşermez
Bugün
23 Nisan
Tarihte
ve gelecekte kadının yeri
Mösyö
Sarkozy kimdir?
Esti
Nesim'i Bahar, Ya da Nevruz Ateşi
Darbede
Doğan Deniz
Kısır
Döngü veya Kuyruğunu Isıran Yılan
Edison
lambaya püf dedi!
Her
şeye gülünür mü?
Mozart
Bugün 250 Yaşında
UĞUR’suz
bir günün düşündürdükleri!..
Kurban
Bayramı Arifesinde Bazı Görüşler
Epifani
Yortusu ve Kral Galetası
Düşünüyorum,
Öyleyse Varım
(Descartes)
Yılbaşı
Gecesi Yaklaşırken
Ankara-Brüksel
Diyaloğu...
BREL
en büyük Belçikalı seçildi
Çağdaş
Uygarlık
Yolları
Mayın
Döşeli
Adile
Naşit: Vazgeçilmez ve bir daha gelmez…
İntihar
Komondosu Belçikalı
Meryem
Dil
ve Aşağılık Duygusu
ÖEK
Üçlüsüne Ne Oldu?
Bayram
Geldi Neyime
Ramazan
Bayramınızı candan kutlarım!...
Ah
Mutluluk Ah!..
Değişim,
Gelişim ve İlerleme
Sınıftan Atılan "İnkarcı"...
Avrupa,
Avrupa, Duy Sesimizi...
La
Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Darbelerle
Dolu 55 Yıl
Tükenen
Ömürler
Gurbetten
Gelmişim...
Lahey'de
Kısa Bir Günden İzlenimler
1950’den
Mektup Var…
Nereden
geldik, nereye gidiyoruz?
Tutarlılığa
Davet
Köprünün
altından daha çok sular akacak
SAYFA
BASI
|