A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  GÖZCÜ

           Musa Serdar Çelebi 

 


Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’

Fransa’da başlayan ve daha sonra Belçika ve kısmen Almanya’ya da yansıyan olayların, Türkiye’deki aydınlar tarafından doğru bir şekilde analiz edilmesi ve Türk kamuoyu tarafından doğru anlaşılması gerekmektedir.

Bu, Avrupa’daki göçmen Türklerin karşı karşıya bulundukları sosyal ve politik gerçekleri anlamak bakımından oldukça önemlidir. Bugün, AB rakamlarına göre, Avrupa’da çeşitli milliyetlerden 14 milyon Müslüman yaşamaktadır. Bunun yaklaşık 4,5 milyonunu göçmen Türkler teşkil etmektedir. Yüzde sekseni halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve artık gittikleri ülkelere yerleşerek “misafir işçi” durumundan çıkmış olan Müslüman Türklerin kaderi genel olarak diğer göçmen Müslümanlardan çok farklı değildir. Avrupalılar, Endülüs Müslümanları dışında, tarih boyunca İslam adına hep Türklerle karşılaşmışlardır. Bu sebepten Avrupa’da Türklük ve Müslümanlık daima eş anlamda kullanılmıştır. Avrupalılar bugün de İslam denilince öncelikle Türkleri ve özellikle de 1527 yılından itibaren 240 yıl boyunca ödedikleri Türk vergisini (Türkensteuer) ve Viyana kuşatmasını hatırlarlar. Türk kamuoyu, 17 Aralık ve 3 Ekim öncesi şahit olduğu gibi, AB’ye üyelik müzakerelerinde de Viyana travmasının nasıl derin izler bırakmış olduğunu görecektir.

Avrupalılar, bin yıllık münasebete ve bilginin inanılmaz bir hızla edinildiği ve yayıldığı çağımıza rağmen, İslam ve Türklük hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmezler. Avrupa okullarındaki ders kitaplarında bu bin yıllık yoğun askeri, siyasi ve ticari münasebetten neredeyse hiç bahsedilmez. Avrupa ülkelerinin yöneticileri büyük bir maharetle kendi halklarının Türklük ve Müslümanlık hakkında doğru bilgi sahibi olmalarını önleyebilmişlerdir. Öğretilen tek şey Türklerin barbarlığıdır. Günümüzde Avrupa kamuoyunun % 60’tan fazlasının Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmasının asıl nedeni de budur.

Her ülkede olduğu gibi, Avrupa ülkelerinde de çeşitli meseleler vardır. Geleceğe ait sıkıntıların başında da nüfus meselesi vardır. 1960’lı yıllardan itibaren Avrupa ülkelerine gelen ve geriye dönmeyen Müslüman göçmenlerin nüfusu devamlı artarken, Avrupalı nüfus azalmaktadır (Federal İstatistik Dairesi’ne göre, Almanya’da bir saatte 5 Türk çocuk dünyaya gelirken bu Almanlarda sıfırdır.) Avrupa’ya ilk gelenler, sadece fabrikalarda kol gücü ile çalışacak olan misafir işçilerdi. Halbuki şimdi onların yerine toplumun her kesiminde çok farklı roller üstlenmiş, hatta parlamentolarda ve tüm karar alma mekanizmalarında birer ikişer sandalye işgal eden göçmen Müslümanlar var. Avrupa’daki göçmenlerin kısa zaman içinde kaydettiği bu gelişmeleri, az önce özetlemeye çalıştığımız tarihî önyargılarla ele alan bir kısım Avrupalı elit, ne yazık ki yakın geçmişte Almanya, İtalya ve İspanya’da görülen ırkçı hareketlere benzer gelişmelerin ortaya çıkmasına adeta çanak tutmaktadırlar.

Avrupa ülkelerinde ırkçılık tırmanıyor…

Avrupa’da yaşayan Müslümanların tüm sosyal, ekonomik ve kültürel meselelerinin kaynağında, Avrupa’da tarih boyunca var olan ve son yıllarda korkunç derecede tırmanan “Yeni Irkçılık (Neo Rasismus)” hareketleri vardır. Yeni Irkçılık hareketine mensup olanlar, Nazi ya da faşist üniformalar taşımazlar. Onlar devlet dairelerinde, eğitim kurumlarında, siyasi parti organlarında veya fabrikaların yönetimlerinde kendilerini gizlerler. Onları ancak önlerine Hans ile Hasan geldiği zaman, Hasan’a takındıkları tavırdan veya Mehmet’e karşı duruşlarından fark etmek mümkün olabilir, her zaman sinsidirler. Zaman zaman, Solingen ve Mölln’de olduğu gibi, gecenin karanlığında göçmen Türklerin evlerini kalleşçe kundaklamak üzere ortaya çıktıklarını da görebilirsiniz. Çok kültürlü topluma ve birlikte yaşamaya inanmazlar. Entegrasyondan anladıkları tek şey asimilasyondur. Bunu en yetkili ağızların dile getirmesinden endişe etmezler. Kopenhag Kriterleri’ni başka ülkelere dayatırken, kendi ülkelerindeki okullarda göçmenlere anadil derslerinin verilmesine bile tahammül edemezler. Dinler ve kültürlerarası diyalog çalışmalarının baş düşmanıdırlar. İşte bu “Yeni Irkçılık” ve onun ürünü olan “yabancı düşmanlığı” ve “ayırımcılık” Fransa’da baş gösteren olayların da ana kaynağıdır.

Avrupa’nın demokrasi, insan hakları, hoşgörü, çok kültürlülük gibi konuları dilinden düşürmeyen Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere gibi en gelişmiş ülkelerinde en ileri boyutlarına ulaşmış durumda olan ırkçı ve ayırımcı hareketler, ne yazık ki Avrupa’yı giderek yaşanılmaz bir kıta haline getirmektedir. Avrupa ülkelerindeki ırkçı hareketlerin gelişimini bizzat kendilerinin yayınladıkları raporlardan tespit etmek mümkündür. Sadece Almanya’da 2004 yılında meydana gelen ırkçı ve yabancı düşmanı saldırıların sayısının 20 bini aştığını hatırlamak, olayın hangi boyutlara ulaştığını anlatmaya yeter.

Irkçı ve ayırımcı politikalar sebebiyle bugün Avrupa’daki özellikle Müslüman göçmen çocukları yeterli eğitim alamamaktadır. Çünkü daha ilköğrenimden başlayan ayırımcı tutum ve davranışlar lise ve üniversiteye giden yolu göçmen çocuklara kapatmaktadır. Meslek eğitimi için ise önce Hans’a sonra da Hasan’a şans tanınmaktadır. Bunun tabii sonucu olarak mesela Almanya’da Almanlar arasında işsizlik oranı % 9 olduğu halde Türkler arasında % 20’ye ulaşmıştır. Fransa, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde durum daha da vahimdir. Yani göçmen Müslümanlar fakirleşmektedir… Ayırımcı politikalar sebebiyle Müslümanlar yaşadıkları şehirlerin her semtinde oturma imkânı bulamamakta, bu durum Avrupalı yöneticilerin oluşturduğu ve daha sonra da kalkıp şikâyet ettikleri “gettolaşma”ya sebep olmaktadır. Bir bakıma kenar mahallelerdeki sosyal konutlarda “sosyal bombalar” oluşturulmaktadır.

Ayırımcılık her yerde ve her zaman…

Özellikle ABD’de 11 Eylül olayı, geçen yıl Hollanda’da bir rejisörün kafa karıştıran bir biçimde Faslı Müslüman bir genç tarafından öldürülmesi ve geçen aylarda Londra’da yaşanan olaylardan sonra göçmen Müslümanlar, inanç ve ibadet hürriyetleri anayasa teminatı altında olduğu halde, bugüne kadar görülmemiş bir manevi baskıya maruz kalmışlardır. Televizyon haberlerinde “Müslüman teröristler” vurgusundan iyice gerilmiş insanların cuma namazından sonra cami çıkışında kimlik yoklamasına maruz kalmaları, camilerin sık sık ayaklarında postallarıyla polis tarafından basılması gibi olayların tüm Müslümanları rencide etmesi, diğer din mensuplarının kendi kıyafetleri ile öğrenim gördüğü halde Müslüman kızlara başörtüsü yasağı getirilmesi ve nihayet başörtülülere iş verilmemesi gibi uygulamalar son aylarda varoşlara sıkıştırılmış gençleri çoktan birer barut fıçısı haline getirmişti.

İşte Fransa, Belçika ve Almanya’da görülen olayların arkasındaki gerçek psikolojik tablo budur. Avrupa’da faaliyet gösteren göçmen Türklerin kurdukları örgütler, yaptıkları faaliyetlerle her biri birer saatli bomba haline getirilmiş işsiz ve eğitimsiz gençleri topluma kazandırmak için bugüne kadar büyük çaba harcadılar. Ama aynı ölçüde örgütlü olmayan diğer milliyetlerden göçmen çocukları nihayet patladılar; aşağılanmaya, horlanmaya ve sahipsizliğe karşı tepkilerini böyle ortaya koydular. Bugün herkes, “Olaylar ne zaman bitecek?” diye soruyor. Irkçı ve ayırımcı politikalara son verecek köklü tedbirler alınmadıkça Fransa’da yaşananlara benzer olayların Avrupa’nın her ülkesinde tekrarı ne yazık ki kaçınılmazdır.


SAYFA BASI

Yazarın diğer yazıları:

Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
ETU (Europaische Türkische Union)  ne yapıyor?
Birlik yolunda ilk çabalar..
Avrupa  Türkleri`nin  Birliği
Mostar köprüsü açıldı
Haydar Aliyev'in ardından.....

   
SAYFA BASI

Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Yakup Yurt
ÖEK Üçlüsüne Ne Oldu?
M. Ali Aladağ
Sarık-Cübbe ve Takım-Kravat
Üzeyir Lokman Çaycı
Sana " Bir Gecede Kal" Demem
Nuran Yelkenci
Hayal Gücü Sınırlarının Ötesinde...
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Telafer Dayanışma Komitesi
Mahmut Aşkar
Sömürgeci Efendisine Başkaldıranlar ve Türkler
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Rumları AB, Kürtleri ABD koruyor...
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Şefik Kantar
Davul Tozu, Minare Gölgesi
Ayten Kılıçarslan
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç